Translate

2 Kasım 2013 Cumartesi

OSCAR . ABD . İRAN . KIZILDERİLİLER







ARGO EN İYİ FİLM !

Yönetmen: Ben Affleck , 2012 ABD
Oyuncular: Ben Affleck, John Goodman, Bryan Cranston

1979'da İran'da rehin alınan 6 ABD'li diplomatın, CIA tarafından kurtarılması anlatılmaktadır.

Hikayede, Tahran’da altı Amerikan elçilik personelinin kaçırılması ve aylarca alıkonulması üzerine patlak veren İran Rehine Krizi ile CIA’in rehieleri kurtarma operasyonu konu alınmıştır. Yapılan açıklamalarda CIA, sahte bir Hollywood yapım şirketi kurarak rehineleri kurtarmaya çalışacağı anlatılmaktadır. (Ben Affleck' in bu proje için Türkiye'de -Kapalıçarşı mekan araştırması yaptığı öğrenildi. Filmin bir kısmı Türkiye'de çekildi)






İRAN 

İran devriminin henüz başında ABD ile ilişkileri kökten etkileyecek bir olay yaşandı. Üniversite öğrencileri 4 Kasım 1979'da iç çatışmaların, istikrarsızlığın kaynağı olarak gördükleri ABD'nin büyükelçiliğini bastılar.

Baskın 3 saatte tamamlandı. Ancak tam 444 gün boyunca 52 çalışan rehin alındı. Sadece zenciler ve kadın görevliler serbest bırakıldı.

Üniversite öğrencilerinin baskınından sonra ABD ile tüm diplomatik ilişkiler kesildi. Bugün İran'da 4 Kasım günü 'Emperyalizmle mücadele ve gençlik günü' olarak kutlanıyor. Hem de yüz binlerin katıldığı mitinglerle...

Baskından sonra ele geçirilen belgelerde ABD'nin, Şah dahil, birçok önemli ismi dinlediği ortaya çıktı.

Toplantılardan sonra yok edilmek istenen belgeleri öğrenciler sabırla birleştirdiler. Kurtarılan belgeler 81 cilt halinde yayınlandı. 41. cilt Türkiye ile ilgili belgelerden oluşuyor. 
(BASIN 15.02.2013)

ABD elçilik binasının tam ortasına yerleştirilen bu pano mazlum bölge halklarını ABD emperyalizmine karşı mücadeleye çağırıyor adeta... Türk bayrağı en öne yerleştirilmiş. İran bayrağının yanı sıra Filistin, Suriye, Lübnan gibi ülkelerin bayrakları var. Büyük Ortadoğu Projesinin hedefindeki ülkeleri bir yumruk gibi birleşmeye davet ediyor.


ARGO'YA VERİLEN "OSCAR" İLE 

ABD HEDEFİNİ GÖSTERMİŞTİR. 
İNTİKAM !

***

27 Şubat tarihli makale : 
"Oscar ödülleri töreninde göz ardı edilen skandal " 

"Tıpkı Argo filmindeki gibi bir operasyondu, CIA gibiydik sanki, çok karmaşıktı.” Uzun lafın kısası Amerikan dış politikalarının tüm dünyada masumane bir aklanmasından başka bir şey olmayan Argo’nun yolculuğu, tam da olması gerektiği gibi belki de, Beyaz Saray’da bitti. İnsanın aklına filmi en başından hükümetin sipariş edip etmediği sorusu geliyor doğrusu. Ama Hollywood o kadar teşne ki son zamanlarda, siparişe gerek duymamıştır."



***




85. Oscar Ödülleri sahiplerini buldu. 
Argo, En İyi Film seçilirken En İyi Yönetmen ödülünü Ang Lee kazandı.

İŞTE ÖDÜL ALANLAR:

En iyi film ödülünü yönetmenliğini Ben Afleck'in yaptığı "Argo" filmi kazandı. 
7 dalda aday olan film, 3 Oscar ödülü aldı.

En iyi erkek oyuncu ödülünü 'Lincoln' filmindeki performansıyla Daniel Day Lewis aldı. 
Bu kategoride üç kez Oscar alan ilk oyuncu oldu.

En iyi kadın oyuncu ödülü 'Umut Işığım' filmindeki oyunculuğuyla Jennifer Lawrence'un oldu. 
Lawrence iki kez aday gösterildi, ilk kez Oscar ödülü aldı. 

En iyi yönetmen : Life of Pi ile Ang Lee 
(Ang Lee 5 kez aday oldu Oscar'a, ikinci kez ödül aldı)

En iyi senaryo : 
Django Unchaıned ile Quentin Tarantino

En iyi yardımcı kadın oyuncu : 
Anne Hathaway 

En iyi yardımcı erkek oyuncu : 
Christoph Waltz

En iyi kurgu: 
Argo ile William Goldenberg

En iyi orjinal müzik 
Life of Pi ile Mychael Danna

En iyi orjinal şarkı 
Skyfall şarkısı ile Adele

En iyi uyarlama senaryo 
Argo ile Chris Terrio

En iyi sanat yönetmeni : 
Lıncoln ile Rick Carter

En iyi kısa animasyon : 
Paperman

En iyi animasyon : 
Brave

En iyi görüntü efekti : 
Life of Pi

En iyi görüntü yönetimi : 
Life of Pi

En iyi kostüm tasarım : 
Anna Karenina ile Jacqueline Durran

En iyi makyaj ve saç tasarım: 
Les Miserables (Sefiller) filmi ile Lisa Westcott ve Julie Dartnell

En iyi kısa film :
Curfew ile Shawn Christensen

En iyi kısa belgesel film: 
Inocente ile Sean Fine ve Andrea Nix Fine

En iyi belgesel film : 
Searching for Sugar Man ile Malik Bendjelloul ve Simon Chinn

Yabancı dilde en iyi film : 
Amour ile Michael Haneke

En iyi ses miksaj : 
Les Misérables (Sefiller) ile Andy Nelson, Mark Paterson, Simon Hayes

En iyi ses kurgusu : 
Zero Dark Thirty ile Paul N.J. Ottosson ve Skyfall ile Per Hallberg ve Karen Baker Landers




MARLON BRANDO 
1973 OSCAR ÖDÜLÜNÜ RED ETMİŞTİ. 



***


VE KIZILDERİLİLER....


ABD'deki Kızılderililere -özgürlük değil- sadece insanca yaşama hakkı istediği için 1977'de tutuklanan ve hâlâ hapiste tutulan Kızılderili Lider Leonard Peltier...
(Diğer suçlamalar ise sadece gerçekliği örtmek içindi)

Peltier’in tutuklanma ve yargılanma sürecinden itibaren yaşanan insan hakları ihlalleri ve adaletsizlikleri milyonlarca insan öğrendi ve birçok kişi, insan hakları örgütlerinin de çabası sonucu sanatçıyı destekledi. 

Anishinabe-Lakota kabilesinden olan ve Kızılderili halklarının geçmişini ve bugününü tuale yansıtanlar arasında Rahibe Theresa, Desmond Tutu, Dalai Lama, Uluslararası Af Örgütü, Avrupa Parlamentosu, İtalyan ve Belçika parlamentoları, ABD Kongresi’nin 50 üyesi, aktör Robert Redford ve Marlon Brando, Amerika Yerlileri Ulusal Kongresi gibi kurum ve kişiler de bulunuyor. 

Leonard Peltier Kuzey Dakota’daki Grand Forks’ta doğmuş. 13 kardeşi var. Henüz 8 yaşındayken ailesinin yanından alınarak yerliler için kurulan bir okula götürülmüş. Bu, Peltier’in ABD yönetiminin yerli politikaları ile ilk tanışması aynı zamanda. İlerleyen yıllarda babasının yaşadığı Turtle Dağı Reservasyonu’na dönmüş. Bu o dönemde pilot uygulamalar yapılmak üzere kurulan ilk üç rezervasyondan biri. Ancak bu izolas- yon ve yok etme politikalarına karşı yükselen tepkiler, yerlilerin kentlere göç etmesiyle sona ermiş. 

Rezervasyonda geçirdiği günlerde Peltier, yerlilerin Yerli İşleri Bürosu’na yönelik protestolarının örgütlenmesinde etkili olmuş. Bu yıllar yerlilerin açlığa mahkûm edildiği ve ırkçı saldırıların yoğunlaştığı yıllar. 

1965’te Leonard Peltier Seattle’a taşınmış. Ortağı olduğu otomobil tamircisinde yerlilerle çalışmış. 

Bu dönemde cezaevinden yeni çıkan dolayısıyla toplum yaşamından dışarı itilen yerlilerin ev ve iş bulmalarına yardımcı olan kuruluşlarda çalışmış. 1960’lı yılların sonlarında ve 1970’lerin başlarında marangozluk gibi işler yapan Leonard Peltier, aktif olarak yerli haklarını savunmaya devam etmiş. Amerika Yerli Haraketi’ne katılmış ve özellikle alkol bağımlılığı, barınma ve iş konularında faaliyetlerde bulunmuş. Leonard Peltier, ilk kez 1972 yılında Yerli İşleri Bürosu’nun işgali eyleminin ardından mahkeme önüne çıkarılmış. 

1975 yılında faaliyetlerini Pine Ridge’de sürdürmeye başlamış. Buradaki rezervasyonun yerli yöneticisi ile dillerini, topraklarını ve kültürlerini korumak isteyen yerliler arasında büyük bir mücadele yaşanmış. GOONS adı verilen silahlı ‘bekçilerin’ başında Dick Wilson isimli bir ırkçı bulunurmuş. Pine Ridge’de üç yıl içerisinde yerli hareketi üyesi 60 kişi öldürülmüş ve 300 kişi dayak ve kötü muameleye maruz kalmış Pine Ridge’in kişi başına düşen FBI ajanı sayısının en yüksek olduğu bölge olduğu söyleniyor. Cinayetlerin ve diğer saldırıların hiçbiri araştırılmamış. Aksine FBI ajanlarının yerlilere yönelik saldırıları gerçekleştiren faşistlerin silahlanmasına yardımcı oldukları biliniyor. 

Leonard Peltier’in de bölgeye gitmesinin nedeni, zor durumdaki halkına yardım etmektir. 

26 Haziran 1975 yerlilerle ajanlar arasında çıkan bir tartışmanın sonunda iki ajan ve bir yerli yaşamını yitirir. Aslında her şey, silahlı ajanların bir çift eski ayakkabı çalan bir yerli çocuğu bulmak gerekçesiyle arama yapmak istemeleriyle başlar. Leonard Peltier’in de aralarında bulunduğu üç kişi mahkemeye çıkarılır. Ölen yerli hakkında ise hiçbir zaman soruşturma başlatılmaz. Mahkeme, diğer iki kişi hakkında nefsi müdafaa kararı verir. Kanada’ya giden Leonard Peltier ise daha sonra farklı bir mahkeme tarafından başka bir yerde yargılanır ve yasadışı yollardan Kanada’ya kaçmakla suçlanır. Alelacele sonlandırılan mahkeme sonunda birinci derece cinayetten suçlu bulunur ve iki kez ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilir. 

Adalet tersine işlemektedir. Hükümet Peltier’in suçlu olduğu kanıtlanamadığını kabul eder ancak,(FBI ajanları suçluyu görmediklerini söylerler) beyaz ve zengin Amerikalılar için işleyen kanunların aksine, Peltier’in kendisinin masum olduğunu kanıtlaması gerekmektedir! 

Cezaevi yıllarında ne Peltier inançlarından vazgeçer, ne de Amerikan hükümetinin intikam duygusu söner. Yerli hakları mücadelesini desteklemeyi sürdüren Peltier’in uzun yıllar çektiği çene rahatsızlığından ötürü tedavi görmesi yıllarca engellenir. Sonunda, 1999 da 5 saatlik bir ameliyat geçirir, ancak bu oldukça geç kalmış bir müdahaledir. Çünkü Peltier’in çenesini oynatması her geçen gün zorlaşmaktadır. Amerika'nın Mandelası lakabı takılan Peltier 6 kez Nobel'e aday gösterilmiştir.

Biyografisini “Hapishane Yazıları: Yaşamım Benim Güneş Dansımdır” isim altında yayımlayan Peltier’in şiirleri de bulunuyor. Ayakta kalmaya devam eden Leonard Peltier'in kitabından bir kesit.




Beni dinleyin!

Dinleyin!
Ben Kızılderili'nin sesiyim.
Çığlıklarımı rüzgarda duyun.
Çığlıklarımı sessizlikte duyun.
Ben Kızılderili'nin sesiyim.
Beni dinleyin!


Atalarımız adına konuşuyorum.

Onlar huzursuz mezarlarından sana sesleniyorlar.
Ben daha doğmamış çocuklar için konuşuyorum.
Onlar edinilmemiş sessizliklerinden sana sesleniyorlar.


Ben Kızılderili'nin sesiyim.

Beni dinleyin!
Ben milyonların sesiyim.
Duyun bizi!
Kartallarımızın çığlıkları susturulamayacak!

Biz size seslenen, kendi öz bilinciniziz.

Biz siziz, içinizde duyamadığınız!

Duyulamayan sesimin duyulmasını sağlayın.

Kalbimden konuşmama izin verin ki, sözlerim duyulsun,
Milyonlara rüzgarla duyurulsun,
Duyarlı olan herkese,
Dinleyecek olan tüm kulaklara,
Ve benimkiyle aynı anda çarpan,
Tüm kalplere!

Kulağınızı toprağa koyun,

Ve kalbimin çarptığını duyun.
Rüzgarı dinleyin,
Ve sesimi duyun.

Biz dünyanın sesiyiz,

Geleceğin sesiyiz,
Gizemli olan, sırların sesiyiz!

Duyun bizi...!

***

ABD'de de 200 küsur yıl önce kabul edilmesinden beri, Anayasa’da sadece 17 değişiklik yapılmıştır.

Bir politik analistin de dediği gibi Amerika “ilk küresel ulustur”. 

300 milyonluk nüfusu neredeyse dünyadaki bütün ulusları ve etnik grupları temsil etmektedir. 


Her birine Özgürlük istiyoruz !!!


Ki onlar farklı ırktan geliyor. 

Ama bize dayattıkları "etnik ayrım" TEK IRK'A dayanıyor !


BU VERİLERE GÖRE EN KISA ZAMANDA BÖLÜNÜN, HAKKINIZDIR !

49,206,934 Germans / ALMAN

41,284,752 Black or African Americans/ SİYAH VEYA AFRO AMERİKALI ! (AFRİKALI YANİ...!)

35,523,082 Irish/ iRLANDALI

31,789,483 Mexican / MEKSİKALI

26,923,091 English/ İNGİLİZ

19,911,467 AMERICANS/ 
Amerikalıyım diyerek etniğini söylemekten kaçınan

17,558,598 Italian/ İTALYAN

9,739,653 Polish / POLONYALI

9,136,092 French / FRANSIZ


HARİTAYA GÖRE ; 
KIZILDERİLİLER, YANİ AMERİKA KITASININ 
GERÇEK SAHİPLERİ NEREDE ???



These illegal immigrants, come here use our resources and take our jobs ! It's UNAMERICAN !!!!
...........
IS HE SERIOUS ?



As the eagle was killed by the arrow winged with his own feather, so the hand of the world is wounded by its own skill.



SB.


***



















AMERİKA YERLİLERİ , ASİMİLE VE KIYIMLAR





Kalbimi Oraya Gömün - Bury My Heart At Wounded Knee
Yönetmen : Yves Simoneau, 2007 ,ABD
Aidan Quinn, Adam Beach, August Schellenberg, Anna Paquin 
Konusu: General Custer'a karşı kazanılan Sioux zaferi ve gelişen olaylar.



Film 59. Primetime Emmy Ödülleri'nde 17 dala Emmy'e aday gösterilmiştir. 
En İyi TV Filmi'de dahil olmak üzere 6 ödül almıştır.




View of the slain body of Chief Big Foot, Native American, Miniconjou Lakota Sioux, 
propped up in the snow on the Wounded Knee battleground.


A civilian burial party and U.S. soldiers pose over a mass grave trench with 
bodies of Native American Lakota Sioux killed at Wounded Knee, Pine Ridge Reservation, South Dakota.


View to the northeast of Lieutenant Sydney A. Cloman, First Infantry, 
on his horse on the Wounded Knee battleground among the frozen bodies 
of the slain Native American Lakota Sioux on the snow, including Chief Big Foot on the left.






ilgili
İnto The West
Steven Spielberg ve Dreamworks tarafından yapılan her bölümü 90 dakika süren 6 bölümden oluşan TV dizisi,2005



ayrıca
Hell on Wells ve Deadwood ile 
Amerika'ya yerleşen Avrupalıların hikayelerini bütünleyebilirsiniz.






Charles Alexander Eastman 
(born Hakadah and later named Ohíye S’a;1858 –1939) 
was a Native American 
physician, writer, national lecturer, and reformer.

Eastman was of Santee Dakota and Anglo-American ancestry. Active in politics and issues on American Indian rights, he worked to improve the lives of youths, and founded thirty-two Native American chapters of the Young Men's Christian Association (YMCA). He also helped found the Boy Scouts of America. He is considered the first Native American author to write American history from the Native point of view.




KİTAPLARI - ebook :

Indian boyhood :  
The soul of the Indian :
Wigwam Evenings Sioux Folk Tales Retold :

The Indian To-day
The Past and Future of the First American : 

Indian scout talks
a guide for Boy scouts and Campfire girls : 



Red hunters and the animal people :
Indian child life :
Old Indian days :




Indian heroes and great chieftains : 
Red Cloud , Spotted Tail, Little Crow, Tamahay, Gall, Crazy Horse, Sitting Bull, Rian-in-the-Face, Two Strike, amerikan Horse, Dull Knife, Roman Nose, Chief Joseph, Little Wolf, Hole-in-the-Day



From the deep woods to civilization; 

chapters in the autobiography of an Indian :








DİPNOT: 
Filmde Yerliler savaşa hazırlanırken, 









Eski Dünya'dan gelen Avrupalı göçmen yerleşimcilerin Yeni Dünya'da Kuzey Amerika'nın yerlisi ABD Kızılderililerine karşı yaptıkları katliamların ilki İspanyollar tarafından 1539 yılında Florida'daki Timukua Kızılderililerine yöneliktir ve bu ilk katliamda 200 kadar yerli idam edilmiştir. 

İspanyol kâşif ve fatihi Hernando de Soto'nun bu ilk toplu kıyımından bir sene sonra Alabama'daki Mabila kale-kentinde gerçekleştirdiği ikinci katliamda ise yaklaşık 2.500 Çoktav Kızılderilisi katledilmiştir. 


1492 yılındaki ilk seferinde Amerika'ya ulaşan Kristof Kolomb'dan 47 yıl sonra Beyazların gerçekleştirdiği bu ilk katliamdan sonra da ABD topraklarında Kızılderililere yönelik 65'ten fazla katliam kaydedilmiştir. 


ABD topraklarındaki Kızılderililere yönelik en son katliam ise 1911 yılında Amerikalılar tarafından yapılmıştır ve ismiyle müsemma olarak İngilizcede «Son Katliam» (Last Massacre) biçiminde adlandırılır. (daha fazla detay)







AMERİKA YERLİ KADINLARININ KISIRLAŞTIRILMASI


1960'lı 1970'li yıllarda yaşları 15 ila 44 arasında değişen (kimine göre %25 kimine göre  %40) yerli gençkız ve yerli kadınlar  iradeleri dışında kısırlaştırılmıştır.







Forced Sterilization of Native American Womens

The U.S government recently admitted to forcing thousands of Native American Indian women to be sterilized. The procedures even included 36 women who were under 21 years old, despite laws prohibiting anyone 21 years and younger from receiving the procedure. Dr. Pinkerton-Uri found that 25% of Native American Indian women had been sterilized without their consent. Pinkerton-Uri also found that the Indian Health Service had “singled out full-blooded Indian women for sterilization procedures.” In total, it is estimated that as many as 25-50% of Native American women were sterilized between 1970 and 1976



haber link 1
haber link 2
haber link 3
haber link 4
haber link 5
haber link 6





OTURAN BOĞA



ÇILGIN AT
Siyular, 150 yıl önce atalarının ABD ile imzaladığı anlaşmaları feshetti. Oturan Boğa ve Çılgın At gibi büyük şeflerin mensup olduğu Lakota kabilesinin temsilcisi Russel Means, Washington’da düzenlediği basın toplantısında, “Biz artık ABD vatandaşı değiliz ve bizim toprağımızın yer aldığı 5 eyalette yaşamak isteyenler bize katılmakta özgürler” dedi.






Oturan Boğa’nın torunları ABD’ye savaş açtı

İnsanlık tarihinin en büyük soykırımına uğrayan Kızılderililer, atalarının kanı üzerine kurulan Amerika’ya karşı yeniden direnişe geçti: Topraklarımızı çalan ’Beyaz adam’la anlaşmalarımızı feshediyoruz

Washington’da dünyaya seslenen Kızılderililerin Temsilcisi Means: “Biz artık ABD vatandaşı değiliz ve bizim toprağımızın yer aldığı 5 eyalette yaşamak isteyenler bize katılmakta özgürler” diyor


Amerika kıtasının asıl sahipleri Kızılderililer, 

150 yıl önce atalarının ABD ile imzaladığı anlaşmaları feshetti. Atalarının kanı üzerine kurulan korku imparatoluğu Amerika’ya isyan bayrağını açan Oturan Boğa ve Çılgın At, gibi büyük şeflerin mensubu olduğu Lakota kabilesi bağımsızlık ilan etti. Kabileyi temsilen Washington’da basın toplantısı düzenleyen Russel Means, “Biz artık ABD vatandaşı değiliz ve bizim toprağımızın yer aldığı 5 eyalette yaşamak isteyenler bize katılmakta  özgürler” dedi.

Bağımsızlık sinyali 

Means, Amerikan vatandaşlığından çıkmaları halinde kendi topraklarında yaşayanlara pasaport ve ehliyet vereceklerini de söyledi. Kızılderiler yetkililerinden oluşan bir heyet, hafta başında ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdikleri mesajda, Amerikan Federal Hükümetiyle bazıları 150 yıl kadar önce imzalanan anlaşmalardan tek taraflı olarak çekildiklerini açıklamıştı.



SİYULAR


Topraklarımızı çaldınız 
Kızılderililer anlaşmaları, “değersiz bir kağıt parçasındaki değersiz sözler” olarak niteliyor ve bu anlaşmaların kendi kültürlerini ve topraklarını çalmak için defalarca ihlal edildiğini söylüyor. Kızılderililerin savunucularından olan ve 1977’de yerli haklarının ele alındığı uluslararası bir konferansın düzenlenmesine öncülük eden Phyllis Young da, ABD ile 33 anlaşma imzaladıklarını ve bu anlaşmalara uyulmadığını belirtiyor.

Vahşi hayvanları yok etmeliyiz

Soykırımcı ABD’nin kurucusu ve ilk Başkanı George Washington’nun Kızılderililer için söylediği sözler dehşet verici. “Bu vahşi hayvanların (Kızılderilileri kastediyor) tamamen imha edilmesi gerekiyor.” ABD’nin bir başka Başkanı Theodore Roosevelt de Washington’dan geri kalmıyordu: “Ben en iyi yerli (Kızılderili) ölü yerlidir demek istemiyorum ama 10’da 9’u öyledir” diyordu. Bu insanlık dışı politikalar doğrultusunda 1886 yılına kadar 70 milyon Kızılderili katledildi. Vahşice öldürülen Kızılderililer toplu mezarlara gömüldü.

Vahşeti yaşayanlar anlatıyor

Kara Geyik : “O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada...” Gelincik Louise de, “Kaçmaya çalıştık. Ama yaban sığırı gibi bir bir vurdular bizi. Kadınları ve çocukları da vurduklarına bakılırsa askerler çok kötü insanlar olmalı. Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı.”

Korkusuz reis

Tatanka Iyotake, nam-ı diğer Oturan Boğa, ABD ordularına karşı savaşan son kızılderili kabile şefi. 1831’de Güney Dakota’da doğdu. Lakabı “Ağır” anlamına gelen Hunkesi’ydi çünkü hayatında telaşa yer yoktu; işlerini dikkatle yapardı. Düşman kabileler ve istilacı beyazlarla savaşan Siyu kabilesine mensuptu. 14 yaşında ilk kez savaşa katıldı ve çok geçmeden savaştaki korkusuzluğuyla nam saldı. Cömertliği ve bilgeliği, tüm kabilenin hayranlığını kazandı. 25 Haziran 1876’de 7. Amerikan Süvari Birliği’ni yenen 3.500 savaşçının lideri olan Oturan Boğa, 15 Aralık 1890’da yerli bir polis tarafından öldürüldü.

‘Beyaz adam’ın barbarlığı

Avrupa’dan “beyaz adam”lar geldiğinde Amerika kıtasında Kızılderililer, kabileler ve aşiretler halinde yaşamlarını sürdürüyordu. Kızılderililer, gelen ’beyaz adam’a mısır ve tütün yetiştirmeyi, dağlık arazide hayatta kalmayı öğretti. Ancak ’beyaz adam’ biraz güçlendikten sonra canavarlaştı; kendisine kucak açan Kızılderilelerin topraklarını işgal ederek, onları vatanlarından sürdü. Elleri silahlı bu zorbalar, kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden Kızılderililerin çoğunu katletti. İşte bu kan üzerinde bugünkü korku imparatorluğu olan Amerika’nın temelleri atıldı.

Kelle başına 5 dolar

ABD’nin resmi kaynaklarına göre, Kızılderili kellesi başına 5 dolar ödemişlerdi. Devlete ait binaların bodrumları, Kızılderili kafataslarıyla dolmuş taşmıştı. İlk biyolojik silah, Kızılderililer üzerinde uygulandı. Sürgüne gönderilen Kızılderililere yardım olarak dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırıldı. Kızılderililerin açlıktan ölmesi için başlıca yiyecekleri olan bizonların toptan öldürülmesi de, Kızılderili Soykırımı yöntemlerinden biri olmuştu. ABD’liler, Kızılderili soykırımı için son derece ilginç bir savunma yapıyor: “Sonuna kadar öldürmedikçe soykırım sayılmaz!”...


Yeniçağ,2007 BASIN:









GERONİMO


ABD’nin Bin Ladin’i öldürmek için düzenlediği operasyona Geronimo Operasyonu adını vermesi ve ölüm haberinin “Geronimo, düşman operasyonda öldürüldü” diye duyurması, Kızılderililerin büyük tepkisine neden oldu.


Kızılderililer ABD hükümetini sert bir dille eleştirerek, operasyona Kızılderili liderinin isminin verilmesinin Amerikalıların bilinçaltında ‘düşman Kızılderili’ imajının hâlâ ne kadar derin olduğunu gösterdiğini ifade etti. 


(BASIN,2011)














UZAKTAN CESUR OLMAK KOLAYDIR.
KOLAYDIR VE ÇOKTA GÜVENLİDİR.
ESKİDEN ÖLDÜRMEK ONUR DEĞİLDİR, 
SADECE GEREKLİDİR.
ONUR, 
GERÇEK CESARETLE ELDE EDİLİRDİ.
AMA O GÜNLER ARTIK GEÇMİŞTE KALDI.

KIZILDERİLİ ATASÖZÜ





____________"BATI"NIN KİRLİ ELLERİ___________






























3 Temmuz 2013 Çarşamba

KADINA ŞİDDET HEM DE YETKİLİLER ELİYLE






The Whistleblower - Muhbir (2010) 
Rachel Weisz , Vanessa Redgrave , David Strathairn , Monica Bellucci



BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE VE ONUN KOMPLOCU ORTAKLARINA KAFA TUTAN KADIN , KATHRYN BOLKOVAC.




Gerçek Kathryn Bolkoviç ile röportaj:


(The reel) Kathryn Bolkovac in conversation at Garden Court Chambers
Part 1 (ing,video)







Nebraska’lı bir polis olan Kathryn, barış gönüllüsü olarak gittiği Saraybosna’da BM’nin Toplumsal Cinsiyet Bürosu’nun başına geçer. Ama karşısına BM memurlarından yerel polis ve barış gönüllülerine kadar her makamın bulaştığı korkunç bir sanayi olan seks ticaretinin yarattığı skandallar çıkar. Her yöne yayılan bu entrikayı ortaya çıkardıkça, kimsenin hesap vermeyeceğini de anlar. Gerçek bir hikâyeye dayanan Muhbir, tek bir kadının rezil gerçekler karşısında adalet arayışını anlatıyor.


Kathryn Bolkovac'ın ayrılmasının ardından, aralarında özel mütahitlerinde bulunduğu bazı arabulucu görevliler evlerine yollandı.






Kathryn Bolkovac'ı kovan özel mütaahit firma Amerika hükümeti ile iş yapmaya devam ediyor.



Bunların arasında IRAK ve AFGANİSTAN 'daki milyar dolarlık sözleşmelerde bulunmakta...!!! ilgili şirket:




Kathryn Bolkovac  Hollanda'da yaşamaktadır, uluslararası çevrelerde yeniden iş bulması mümkün olmamıştır.
İnsan ticareti en hızlı gelişmekte olan suç alanlarından biridir.



Her yıl dünyanın farklı bölgelerinden yaklaşık İKİBUÇUK MİLYON İNSANIN KAÇIRILDIĞI tahmin edilmektedir.

       
HİÇBİRİ ÜLKELERİNDE CEZAİ KAVUŞTURMAYA UĞRAMADI.



***


BOSNIA AND HERZEGOVINA

TRAFFICKING OF WOMEN AND GIRLS TO POST-CONFLICT BOSNIA AND HERZEGOVINA FOR FORCED PROSTITUTION

To the Government of Bosnia and Herzegovina 
To the United Nations 
To the U.N. Mission in Bosnia and Herzegovina 
To the U.S. government 
To the Stabilization Force (SFOR)

III. BACKGROUND

The International Community in Bosnia and Herzegovina

IV. WOMEN'S AND GIRLS' EXPERIENCES OF TRAFFICKING INTO THE BOSNIAN SEX INDUSTRY

Women's and Girls' Reasons for Migrating 
Recruiting Practices 
Trafficking Routes and Transportation 
Sale of Women and Girls 
Conditions in the Nightclubs 
Police Raids 
Prosecutions of Victims 
Escaping from the Nightclubs 
Returning Home

V. INTERNATIONAL AND DOMESTIC LEGAL PROTECTIONS AGAINST TRAFFICKING

International Law Protections 
The Trafficking Protocol 
Standards Relevant to the Trafficking of Children: The Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the Sale of Children, Child Prostitution, and Child Pornography
Convention on the Rights of the Child
Other Relevant Standards for Combating Trafficking of Women and Girls 
Domestic Legal Protections 
The Federation: Criminal Law 
Criminal Charges against Corrupt Officials
Confiscation of Assets and Compensation of Victims 
Republika Srpska: Criminal Law 
Criminal Charges against Corrupt Officials 
Confiscation of Assets and Compensation of Victims 
Brcko Criminal Code

VI. LOCAL POLICE INVOLVEMENT IN TRAFFICKING

Direct Links to Trafficking of Women and Girls
Police As Bar/Brothel Owners and Traffickers 
Police As Employees of Establishments Holding Trafficked Women and Girls 
Police Complicity and Corruption: Bribes and Freebies 
Police Visitors to the Nightclubs 
Tip-offs about Raids 
Involvement by Police Foreigners' Departments 
Fake and Forged Documents 
The International Police Task Force (IPTF) and Monitoring the Local Police

VII. THE BOSNIAN GOVERNMENT RESPONSE

Failure to Prosecute Traffickers 
Failure to Prosecute or Discipline Corrupt Police Officers 
Prosecution and Deportation of Trafficking Victims 
Lack of Witness Protection 
Lack of Regularized Immigration Status

VIII. THE U.N. RESPONSE

Failure to Define Trafficking in accordance with International Law 
Failure to Provide Safe Shelter outside the Capital

IX. LEGAL IMMUNITY AND IMPUNITY FOR INTERNATIONAL COMMUNITY MEMBERS INVOLVED IN TRAFFICKING

The Stabilization Force (SFOR) 
International Police Task Force (IPTF) 
The U.S. Government Position

X. IPTF AND TRAFFICKING

IPTF Officers As Clients 
The Prijedor Case 
Clients and "Contracting" 
Purchases of Women from Brothels 
Alleged Retaliation against Whistleblowers 
Lack of Transparency in U.N. Internal Investigations 
UNMIBH's Response in the Prijedor Case 
Operation Makro
A Record of Impunity

XI. SFOR CONTRACTOR INVOLVEMENT

U.S. SFOR Contractors and Trafficking 
Impunity for SFOR Contractors Engaged in Trafficking-Related Crimes
DynCorp and Corporate Responsibility

XII. CONCLUSION

Vol 14. No 9 (D), 2002 / 76 pages





BUNLARIN "İÇİNDE" OLAN VE KENDİSİNE "MEDENİYİM" DİYEN "BATI" 
BU YÜZDEN BANA DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARINDAN BAHSEDEMEZ...!



SB.






***




CHARLİE CHAPLİN VE DEMOKRASİ






Diktatör, Charlie Chaplin'in yönettiği ve başrolü Paulette Goddard ile paylaştığı, 1940, ABD yapımı politik komedi filmidir. Aynı zamanda Chaplin'in ilk sesli filmidir. 

Filmde Nazizm ve Chaplin tarafından canlandırılan Adolf Hitler oldukçe sert bir şekilde eleştirilmektedir. Hitler ve emrindeki Nazilerin işgal ettikleri bölgelerde yaptıklarının henüz tam olarak açığa çıkmadığı bir dönemde, Chaplin yaptığı film ile Hitler'in Yahudi mallarını kamulaştırması, antisemitizm, faşizm konularını Nazileri yerden yere vurarak işlemiş; hatta filmde Nazileri beyinleri ve kalpleri makineden yapılma insanlar olarak tanımlamıştır.

"Büyük Diktatör", 1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.

Büyük Diktatör Filmi Final Konuşması"özür dilerim ben imparator olmak istemiyorum...

"Özür dilerim ben imparator olmak istemiyorum. Bu beni ilgilendirmiyor. Hükmetmek veya işgal etmek istemiyorum. Herkese yardım etmek istiyorum. Yahudi, Katolik, siyah, beyaz. 

Hepimiz birbirimize yardım etmek istiyoruz. Diğerinin mutluluğu hepimizi mutlu ediyor. Hiç kimseden nefret etmiyoruz. Hiç kimseyi aşağılamıyoruz. Bu dünyada herkese yer var. Dünyada herkesi doyuracak kadar zenginlik var. Hayat hür ve güzel olmalı. Biz doğru yoldan çıktık. İktidar hırsı insan ruhunu zehirledi, nefret duvarları ördü. Bizi mutsuzluğa ve insan kıyımına mahkûm etti. Hızı keşfettik ama yerimizde sayıyoruz. Makineleşme bolluk yerine yokluk getirdi. Bilgimiz bizi saygısız ve yobaz yaptı. Çok düşünüp az hissediyoruz. 

Makineden çok insanlığa ihtiyacımız var. Beceriden çok iyiliğe ihtiyaç duyuyoruz. Aksi takdirde şiddet galip gelecek ve hayat yok olacak. Uçak ve radyo bizi birbirimize yaklaştırdı. Bu icatların temelinde iyilik kardeşlik ve beraberlik var. Şu anda sesimi milyonlarca insan duyuyor. Umutsuz kadın, erkek ve çocuklar... Masum insanlara işkence yapan, hapse atan bir sistemin kurbanları onlar. Beni duyanlara sesleniyorum. Umutsuzluğa kapılmayın!

Mutsuzluğumuzun sebebi hırslı kişilerin insanlığın ilerlemesinden korkmasıdır. Nefret geçer, diktatörler ölür. Halktan aldıkları iktidar halka geri döner... İnsanlar ölür, hürriyet ölmez!

Askerler!

Zorbalara itaat etmeyin. Onlar sizi eziyor...

Düşünce ve hareketlerinizi planlıyor... Sizin koyun yerine koyuyorlar!
İnsanlıktan çıkmış beyni ve kalbi makineleşmiş kişilere teslim olmayın... Siz ne makine ne koyunsunuz! Sizler insansınız!

Kalbinizde insanlara aşk besliyorsunuz. Sizde nefret yok. Sevilmeyen insan kin besler. Askerler, esirlik için değil, hürriyet için savaşın. Aziz Luke’un dediği gibi cennetin kapıları insana açıktır. Bir kişiye, bir gruba değil herkese açıktır.

Güç sizin halkın elindedir... Makine ve mutluluk yaratma gücü... Bu güçle yaşamı hür  ve  güzel yapın! Harika bir maceraya dönüştürün! Demokrasinin verdiği bu gücü kullanalım. Birlik olup harika bir dünya yaratalım. Herkese iş sağlayan, gençlere umut, yaşlılara garanti veren bir dünya. 

Yobazlar bunları vaat ederek iktidarı aldılar. Yalan söylediler. Zaten asla sözlerini tutamazlar. Diktatörler, kendi hırsları için halkı köleleştirir... Biz bu vaatleri yerine getirmek için savaşalım. Dünyayı kurtaralım. Milli engelleri yok edelim. Hırs, kin ve yobazlığı yürürlükten kaldıralım. Aklın idare ettiği bir dünya için savaşalım. Bilim ve ilerleme herkese mutluluk getirsin.
Askerler, demokrasi uğruna birlik olalım!"










İngiliz Gizli Servisi'nin bu güne dek gizli tutulan arşivinin bir kısmı açılınca (Şubat 2012) , ortaya Chaplin hakkında ilginç belgeler çıktı. Bu belgelerden anlaşıldığına göre, Charlie Chaplin'in doğum yeri belli değildi. Hakkında ne bir doğum belgesi vardı, ne bir vaftiz belgesi, ne de başka bir resmi evrak. Resmi biyografileri, Chaplin'in 16 Nisan 1889 tarihinde Londra'nın Whitechapel veya Walworth semtlerinde dünyaya geldiği konusunda birleşiyorlar. Oysa İngiliz Gizli Servisi'ne göre Chaplin ya "bu ülkede" doğmamıştı, ya da doğumunda bir başka ismi vardı.

Chaplin her ne kadar İngiltere kökenli idiyse de, kariyerini Hollywood'un sessiz film stüdyolarında yapmıştı. Son derece popülerdi, çok seviliyordu, ancak yaptığı filmleri beğenmeyenlerin sayısı da az değildi. Örneğin 1940 yılında "Büyük Diktatör" isimli Hitler yergisinin gösterime girmesi, ABD makamlarınca uzun süre yasaklanmaya çalışılmıştı. Çünkü o dönemde ABD egemenleri arasında Nazi Almanya'sını komünizme karşı güçlü bir kale görme eğilimi vardı ve bu düşüncenin tahrip edilmesini istemiyorlardı.

1947 yılında Chaplin "Amerika Karşıtı Faaliyetler Komitesi"nin karşısına çıkartılınca işler karışmaya başladı. Başka pek çok solcu ve liberal entelektüel gibi Chaplin de "komünist avcısı" Senatör Joseph McCarthy'nin (1908-1957) ağına yakalanmıştı. Görünüşe göre McCharty Chaplin'in mizahından hiçbir şey anlamıyordu ve onu ""Hollywood'un salon Bolşeviklerinden biri" ilan etmişti. Ancak Chaplin'in en dikkate değer düşmanı, tüm gücünü Chaplin'i suçlamaya yarayabilecek malzeme temin etmeye harcayan dönemin FBI başkanı J. Edgar Hoover (1895-1972) idi.




Hoover, yeterli kadar delil toplandığı anda, İngiliz vatandaşı olan Chaplin'i sınır dışı etmeye hazırlanıyordu. Yeni ortaya çıkan gizli servis belgeleri de bu bağlamda hazırlanmıştı. FBI'ın doğrudan görevlendirmesiyle MI5 sadece Chaplin'in gerçek doğum yerini açığa çıkarmaya çalışmakla kalmamış, onun komünist çevrelerle olan ilişkisini ispat edebilmek için de epeyce mesai harcamıştı. MI5 ajanları, Amerikalılar tarafından verilen Chaplin'in aslında Fransa'da Israel Thornstein ismiyle dünyaya geldiği bilgisini de araştırmışlardı.

Başka bir iddiaya göre Chaplin Rusya'daki pogromlardan kaçarak İngiltere'ye yerleşen Yahudi bir ailenin çocuğuydu. Nazilerin de Chaplin'i Yahudi olarak tanımlamaları bu noktada dikkat çekicidir. Ancak somut olarak Chaplin'in 1920 yılında aldığı bir pasaporttan başka bir belgeye de ulaşılamamıştı. MI5'in bir yöneticisi bu konu hakkında düştüğü notta "Chaplin'in doğumuna dair herhangi bir kaydın bulunmaması ilginç, fakat bunun bizim güvenliğimiz açısından o kadar da hayati bir mesele olduğunu sanmıyorum" diyordu.

Hoover ise İngiliz meslektaşlarının ulaştığı bu sonuçtan hiç memnun değildi, çünkü Chaplin'i sınır dışı edebilmek için ihtiyaç duyulan delilleri elde edebileceğini umuyordu. Fakat delile kimin ihtiyacı vardı ki? 1952 sonbaharında Chaplin'in İngiltere'ye gitmesi üzerine Hoover derhal Amerikan aleyhtarı faaliyetler iddiasıyla ona karşı bir dava açarak, ABD'ye giriş yasağı konulmasını sağladı.

Fakat FBI bunu yapmakla amacına hiç de ulaşamadı: Chaplin her ne kadar Avrupa'ya yerleştiyse de, ABD'nin en sevilen sanatçılarından biri olarak kalmaya devam etti. 1957 yılında "New York'ta Bir Kral" ismi filmiyle, McCharty dönemini teşhir eden belki de en politik filmini çekti. Chaplin nerede doğmuş olursa olsun, kökeni ne olursa olsun, ezilenlerden yana aldığı tavizsiz tavrıyla milyonların gönlünde taht kurmaya devam ediyor.

Chaplin, ancak 1972 yılında Oskar Özel Ödülü'nü almak için yıllar sonra ABD'ye geri döndü. Takip eden yılda City Lights adlı filme bir kez daha Oscar ödülünü kazanmıştır. 1975 yılında 86 yaşında iken İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth tarafından şövalye unvanına layık görülmüştür.

Alıntıdır.



The Kid - Yumurcak , 1921
The Gold Rush - Altına Hücum , 1925
City Lights - Şehir Işıkları ,1931
Modern Times - Modern Zamanlar , 1936




            
İyi seyirler
SB.

   
                           
HERKES İÇİN  İNSANLIK

***