Translate

film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2017 Salı

Yozlaşmış Siyaseti Anlatan Filmler






"Deneyimlerinizden hiç öğrenmez misiniz?"
"Bunu hiç öğrenen var mı?"
Kirli Yarış



Yapım : ABD - 1939
Yönetmen: Frank Capra
Oyuncular: James Stewart, Jean Arthur, Claude Rains 
En İyi Özgün Oscar Ödülünü almıştır (Lewis R. Foster)

Halkın içinden gelen genç bir adam ideallerinin peşinden Washington'a gelir ve senatoda görev alır. Siyasetin içine girdiği zaman dönen oyunlardan haberdar olur, ama bu yozlaşmaya karşı mücadele eder. Senator Smith'in 23 saatlik konuşması ise sıra dışı ve muhteşem olarak değerlendirilir. 


Mr.Smith film olabilir ama,
Hiç bir siyasetçinin konuşması, 36,5 saat süren Atatürk'ün Nutuk'u gibi olamaz, 
senarist belki de Nutuk'tan etkilenmişlerdir, kimbilir...







The Candidate - Aday
Yapım : İrlanda - 1972
Yönetmen: Michael Ritchie
Oyuncular: Robert Redford, Peter Boyle, Melvyn Douglas 

Kazanma şansı olmadığını düşünen partisi Bill McKay'i kendi haline bırakır, lakin dürüstlüğü ile halkın gönlünü kazanır ve büyükler ligine girer. Ama durum hiç te gözüktüğü gibi değildir ve zamanla çevresine uyum sağlar.

"This thing you call politics? Politics is bullshit."








Yapım : ABD - 1992
Yönetmen: Tim Robbins
Senaryo: Tim Robbins
Oyuncular: Tim Robbins, Giancarlo Esposito, Alan Rickman 

Tim Robbins’in yeterince bilinmeyen bu ilk yönetmenlik denemesi, politikaya atılan bir folk şarkıcısının sahte belgeseli. Bir mockumentary olması, yani belgeselmiş gibi yapması, filmin en orijinal taraflarından biri ama asıl gücünü yaman bir siyasal ve toplumsal hiciv olmasından alıyor. Hollywood içindeki sol kanadın en aktif isimlerinden olan Robbins, bir politikacının sadece yalan dolan yoluyla ve medyayı doğru kullanarak nasıl yükselebileceğini, halkı milliyetçilik ve din gibi unsurlar üzerinden maniple etmenin de aslında ne kadar kolay olduğunu ürkütücü bir gerçekçilikle perdeye taşıyor...(alıntı)

"Keşke size 100 kere oy verebilseydim"
"Yapabilirsiniz aslında"
"Ciddi misiniz?"
"... Yo, şaka yapıyordum ..."
" Hahahaha..."






Yapım : ABD,  Almanya,  Fransa,  İngiltere,  Japonya - 1998
Yönetmen : Mike Nichols
Oyuncular : John Travolta,  Kathy Bates,  Emma Thompson

’68 kuşağı öğrenci hareketi içinden çıkıp siyaset sahnesinde yavaş yavaş yükselen ve doksanlarda Amerikan Başkanlığı için yarışan Jack Stanton ve eşinin hikayesi, Bill ve Hillary Clinton’la paralelliği sebebiyle çok konuşulmuştu. Politikaya belli bazı idealler uğruna atılan ama yıllar içinde bu idealleri teker teker görmezden gelmeye başlayan bir başkan adayı ile evliliklerini ve seçim kampanyalarını çeşitli seks skandallarından korumaya çalışan eşinin öyküsü, tıpkı bu hafta vizyona giren Zirveye Giden Yol (The Ides of March) gibi, kampanyada yer alan genç ve idealist bir danışmanın gözünden anlatılıyordu. John Travolta ve Emma Thompson’ın başrollerinde yer aldığı yapım, çiftin pis siyasi oyunlara bulaşmasını bir türlü hazmedemeyen akıl hocası rolündeki Kathy Bates’in müthiş performansına da Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde Oscar adaylığı getirmişti. (alıntı)


"Deneyimlerinizden hiç öğrenmez misiniz?"
"Bunu hiç öğrenen var mı?"






Yapım: ABD - 2008
Yönetmen: Jay Roach
Oyuncular: Kevin Spacey ,  John Hurt ,  Tom Wilkinson 


Amerika’da 2000 yılındaki başkanlık seçimlerinin sonucunu belirlemiş olan Florida oylarının yeniden sayım sürecini ve perde arkasında dönen dolapları ele alan Emmy ödüllü sağlam bir televizyon filmi. George W. Bush’un zaferini ilan etmesi ve Al Gore’un mağlubiyeti ile sonuçlanan bu şaibeli süreç, sadece Amerika’nın değil, tüm dünyanın kaderini de etkilemiştir... 

EK: Öteki Sinema'dan Değerlendirme






Il Divo - La spettacolare vita di Giulio Andreotti
Yapım : İtalya , Fransa - 2008
Yönetmen : Paolo Sorrentino
Oyuncular : Toni Servillo,  Anna Bonaiuto,  Piera Degli Esposti


İtalyan siyaset tarihinin önemli isimlerinden biri olan, bizdeki Süleyman Demirel misali tam yedi kez Başbakanlık görevini üstlenmiş Giulio Andreotti’nin gerçek öyküsünü anlatıyor Il Divo. Ancak Andreotti’nin çöküş dönemine, mafya ile ilişkilerinin ayyuka çıkışına, çeşitli siyasi cinayetlerin arkasında yer alışına odaklanıyor. 


 "Priests vote, God doesn't"













"ŞEYTANIN YAPTIĞI EN BÜYÜK KURNAZLIK ; TÜM DÜNYAYA YAŞAMADIĞINA İNANDIRMAKMIŞ..."
Olağan Şüpheliler (Usual Suspects,1996)









14 Şubat 2017 Salı

Marie Antoinette / Fransız Devrimi






MARİE ANTOİNETTE
Yönetmen: Sofia Coppola , 2006
Oyuncular: Kirsten Dunst, Jason Schwartzman, Judy Davis





BÜYÜK FRANSIZ DEVRİMİ NASIL BAŞLADI ?


Fransa Kralı XVI. Louis, küt burunlu, demir tokalı makosenlerinin parmak uçlarında hafifçe yükseldikten sonra öne doğru bir adım attı, durdu. Birdenbire geri dönerek aynı hareketi tekrarladı. Versailles Sarayı’ndaki odasında yalnızdı. Dev gibi odanın tüm mobilyalarını ezberlemişti. Gözünü kapadığı anda neyin nerede olduğunu bildiğinden, neredeyse kapalı gözlerle tüm odayı dolaşacak hale gelmişti: “Oda aynı oda, ama kral aynı kral değil,” dedi fısıltıyla.

Yandaki odalardan birinde Sınıflar Meclisi (Etajenero) toplantı halindeydi. Birden iki elini birbirine vurarak şaklattı. Odaya hemen muhafızlardan biri girdi: “Necker’e haber verin, Kurucu Meclis’e katılacağım!”

Ortalık karışıktı. Liberaller, öngördükleri darbeyi yapmışlar, Sınıflar Meclisi’nin üç sınıftan (soylular, ruhban sınıf ve halk) oluşarak 5 Mayıs 1789’da Verailles’te toplanmasını sağlamayı başarmışlardı.

XVI. Louis’nin mutlakıyet rejimi bu büyük tehdit karşısında tepkiliydi. Kral, toplantıların ayrı ayrı salonlarda ayrı sınıflar olarak yapılması talimatını verdi. Buna bazı asiller ve din adamları uydularsa da, Halk Meclisi (Triers Etat) birleşik toplantılara devam edeceği kararlılığını bildirdi.

İşte üzerine yeni giysilerini geçirirken XVI. Louis’nin kulaklarında o günkü çığlığı yankılanıyordu: “Ne yaparlarsa yapsınlar, oldukları yerde kalsınlar!”…

Kimse dinlemedi… Mutlakıyet rejimi yerle bir olmak üzereydi artık. Çünkü Halk Meclis’i 9 Temmuz’da kendini Kurucu Meclis ilan ederek, son noktayı koymuştu.

Louis’nin tek seçeneği vardı: Zor kullanmak. Paris sokaklarına ve banliyölerine asker yığınağı yaptı. Paris halkı da bu “önlemlere” sert tepki gösterdi. Bastille kalesi (hapishanesi) kuşatıldı, 14 Temmuz günü kuşatmacılar Bastille’i ele geçirerek, cezaevi müdürünü öldürdüler.

XVI. Louis halkına karşı kanlı bir savaşa girmeyi göze alamazdı. Bu yüzden de Kurucu Meclis’e gitmeyi daha uygun buldu. Amacı da meclis üyelerine askerleri geri çekeceğini ve biraz önce talimat verdiği eski bakanı Necker’i yeniden göreve getireceğini bildirmek istemesiydi.

Kral odada hızlı hızlı dolaşırken aklına son on yıldır ülkenin düştüğü durum geliyordu. Zaten had safhaya yükselmiş toplumsal huzursuzluklara bir de ekonomik kriz eklenmiş durumdaydı. Dışarıdan alınan borçların artmasıyla geçici bir refah düzeyi tutturulmuş, ama işte onun da sonuna gelinmişti. Gelirler artıyormuş gibi görünüyordu, ama dış borç artık altından kalkılamaz bir hale gelmişti. Fransa, uzun kraliyet döneminde ilk kez dış borç fazlası veriyordu.

Gelir tablosu 550 milyon Fransız frangına ulaşmış gibi görünüyordu ama bu gelirin üç yüz milyonu dış borçları kapatmaya gidiyordu. Görünüşte bir modernlik hakimdi. Yollar daha düzenliydi, yeni binalar yapılıyor hatta Paris’in çehresi bile değişiyordu. Sanki Fransa on yıl öncesine göre çok daha iyi durumdaydı Paris’e bakıldığında, ama durum hiç de öyle değildi. Borsa inişli çıkışlıydı. Spekülasyon en büyük baskı aracıydı.

Kral derin bir soluk aldı. Bu çelişkili durumdan kurtulmanın tek yolunun mutlakıyet rejiminden kurtulmak olduğunun farkındaydı. Bu, kralın yetkilerinin azalması anlamına geliyordu ki, bu da hiç iç açıcı bir durum değildi. Liberal politika kendi içinde çelişkiler barındırıyordu. Gerçekçi olmaktan çok uzaktı. Kağıt üzerinde ciddi gibi görünse de, yaşam bunu reddediyordu. Ülkedeki işsiz sayısı ülke nüfusunun yüzde onuna ulaşmıştı.

XVI. Louis, bazı ödünler vererek, yetkilerinin bir kısmından feragat ederek bu sancılı dönemi atlatacağını düşünüyordu. İşte Büyük Fransız Devrimi bu koşullarda başladı. XVI. Louis huzursuzdu. Tekrar makosen pabuçlarının ucunda yükseldi, yine sert bir dönüş yaptı ve bu kez bir daha geri dönmedi… Giyotin denen ölüm makinesinin bıçak ağzını ensesinde hissettiğinde alnından iki buz damlası yere damladı...


Mümtaz İdil / Odatv-2011
EK:
Kendisinden önceki bütün çağlardan süregelen değerlerin ve gelişmelerin önemli ölçüde değiştiği “Yakın Çağ”ı başlatan Fransız Devrimi 1989 yılında 200. yılını tamamlamakta ve bu nedenle yılın ana temalarından birisini “Fransız Devrimi” oluşturmaktadır.1789 da Fransa’da başlayan siyasal ayaklanmanın adı olan “Fransız Devrimi”nin nedenleri üzerinde tarihçiler birleşememekte, bazıları bu olayı “Aydınlık Çağı”nın bir entellektüel hareketi olarak görürken, bazıları ezilen sınıfların feodal zulme karşı ayaklanması olarak telâkki etmektedir.  Fransız İhtilali ve Etkileri - Prof.Dr.İsmet Giritli




Maria Antoinette Giyotine Götürülürken
MEMOIRS OF LOUIS XV. AND XVI. by Madame du Hausset, 1899/kitap




MARİA ANTOİNETTE (1755 – 1793)
Kısaca Marie Antoinette veya Maria Antonia olarak bilinir. Kutsal Roma İmparatoru I. Franz ve eşi Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresa'nın kızlarıdır. Henüz 14 yaşındayken Fransa veliahtı XVI. Louis ile evlendi. 1774 Mayıs'ında XVI. Louis Fransa kralı ve Marie Antoienette de Fransa kraliçesi oldu. XVII. Louis'nin (Kayıp Döfen) annesidir. Fransız Devrimi esnasında "Vatan hainliği" ile suçlanarak giyotinle idam edildi .  Ekmek kıtlığından haberi vardı   “Ekmek yoksa, pasta yesinler!” demediğini, ya da bir çeşit ekmek olan pastayı kasettettiği söylenir.

1938 yapımı filmde giyotine götürülürken /video

1938 yapımı Maria Antonieta



*














10 Ocak 2016 Pazar

Medea ve Altınpost






BEYAZ PERDENİN BÜYÜSÜ İLE TÜRKİYE 'DE ÇEKİLMİŞ FİLMLER

MEDEA - 1969
PİER PAOLO PASOLİNİ....
İTALYA-FRANSA-BATI ALMANYA
MARİA CALLAS, MASSİMO GİROTTİ, LAURENT TERZİEFF




Film ; daha küçük bir çocuk olan Jason’a Centaur’un gerçeklerden bahsedişi, öğüt verişi ile başlar. Bir nevi derstir bunlar ve Jason büyüyene dek devam eder. Bu açılış sahnesinde mekandan çok Centaur ve büyüyen Jason ön plandadır; aynı zamanda doğa ve tanrıya dair yönetmene ait düşüncelerin ilk ipuçları vardır.


Colchis olarak seçilen yer Kapadokya'dır. Film, uzunca sayılabilecek bir süre , her baharda yapılan toprağa kurban sunma ritüeli ile devam eder. 


Bu ritüel, Donna Rosenberg’in Dünya Mitolojisinde anaerkil toplum başlığı altında anlatılan şu törenin aynısıdır: “…….Her bahar, yeni ekinlerin tohumları ekildiğinde, çok büyük bir dini törenin parçası olarak bir önceki yılın kutsal kralı kurban edilecektir. Ana tanrıçanın rahibeleri, onun bereket güçlerine sahip olabilmek için, onun etini yiyecek ve yine bereketli olabilmeleri için tarım alanları ve çiftlik hayvanları onun kanıyla sulanacaktır. Sonra, dini bir törenle, kraliçe gelecek yıl için yeni bir kutsal kral alacaktır.”


Bu kez Iolcus (Harran) ’a gideriz. Jason, amcası Pelias’a gelir ve krallık üzerindeki hakkını, hatta kral olmayı ister. Pelias, ona ancak tüm kent krallıklar için gücün sembolü olan Altın Boynuz’u kendisine getirdiği takdirde haklarını verebileceğini söyler. Jason ve adamları (Argonotlar) Altın Boynuz’u aramaya girişirler. Bu kısımda Argonotların yaptığı saldırılar (Kapadokya), gasplar şöyle kabaca gösterilir. 


Tekrar Colchis’e döneriz. Medea’nın Altın Boynuz’u kaçırmakta Jason’a yardım edişi, kaçarlarken kardeşini öldürerek parçalara ayırışı olanca doğallığıyla anlatılır. Jason, Iolcus’a döner ve Altın Boynuz’u Pelias’ın önüne atarak, güç ve iktidar bunda mıydı der ve bu tür dertleri olmadığını belli eder. Daha sonra Medea ile Corinth’e (neresi olduğunu bulamadım,sb.) yerleşirler. Aradan yıllar geçer; Medea, Jason’ın artık kendisine ilgi göstermediğini fark eder ve onun peşinden gider. Jason’ın kendisini aldattığını farkeder. Kızgınlığı hiddete dönüşür ve ardından öykü yeniden birebir canlandırılır.


Medea, çocuklarını kullanarak, kralın kızını lanetler. Kral onu ülkesinden kovar , Medea kabul etsede öcünü almadan gitmeyecektir.!




MEKAN : KAPADOKYA , HARRAN
MÜZİK : TÜRK ,YUNAN VE ŞAMAN EZGİLERİ













BERLİN PERGAMON MÜZESİNDE BİR MERMER MEDEA LAHTİ






MEDEA’NIN KRAL CREON’UN KIZINA HEDİYELERLE GÖNDERDİĞİ ÇOCUKLARI, JASON VE HİZMETLİ ,AYRICA JASON’UN ELİNDE GELİNCİK ÇİÇEKLERİ VAR,ÖLÜMÜ SİMGELER



KRAL CREON VE KIZI ACILAR İÇİNDE KIVRANIRKEN VE JASON BAKARKEN




MEDEA İKİ OĞLUNU ÖLDÜRÜRKEN




MEDEA’NIN EJDERHA ARABASIYLA KAÇIŞI



JASON İKİ BOĞAYI KONTROL EDERKEN




Jason ve Sakallı bir askeri









Yunan Mitolojisinin Trajik Figürü Medea


Sanatta günümüze kadar güncelliğini yitirmeyen Medea, Yunan mitolojisinin sıradışı bir kadın karakteri olarak ilk İÖ 5.yy eskiçağ tragedyalarının birinde, Euripides’in eserinde görünür. Bu tiyatro oyununda canlanan figür bir taraftan doğaüstü güçlere sahip bir büyücü diğer taraftan ürkütücü kaderiyle yalnız başına kalmış bir yabancıdır. İÖ 1.yy sonu ve İS 1. yy başlarında ise iki eskiçağ yazarı, ozan Ovidius ve filozof, devlet adamı ve yazar Seneca tragedyalarında Medea’yı anlatmışlardır.


Argonatlarla birlikte Medea’nın mitosu oldukça uzun ve bazı kısımlarında farklı versiyonlar gösterse de temel öykü şöyledir: Medea Karadeniz’in doğusunda, Kolkhis ülkesinde (bugünkü Gürcistan) doğup büyüyen bir kral kızıdır. Kaderini belirleyecek olayların dizisi burda başlar. Yunanistan’dan kalkıp, Kral Aietes’in koruması altındaki ‘Altın Post’un peşine düşen Argonatlardan Iason’a yardım ederek babasına karşı gelir. Hazineyi koruyan yılanı büyüleyip öldüren Medea’a bundan sonra Iason’a her işinde yardım edecektir. Aphrodite yüzünden aşktan gözü hiçbir şeyi görmeyen prenses sanki Iason’un maceralarında önündeki engelleri kaldırmak için Aphrodite’nin planının bir parçası oluvermiştir. Amaçlarına ulaşır ulaşmaz çift Argonatlarla birlikte olasılıkla yanlarına Medea’nın kardeşi Apsyrtos’u da rehin alarak kaçarlar. Yolda peşlerine düşen kral Aietes’i durudurmak için Medea kardeşini parçalara ayırıp denize atar.


Argos gemisiyle devam eden kaçışta sonunda Iason’un ülkesi Iolkos’a ulaşırlar. Burada Medea kocasının rakibi Kral Pelias’ın kızını kandırarak babasını gençleştirme vaadiyle bir kazana parçalar halinde koyar. Fakat büyülü sözleri bilerek kullanmaz. Kralın kızını baba katili yaparak Pelias’ı tekrar canlandırmadan Iolkos ülkesini terkederler. Bundan sonraki durakları Medea’nın artık kaybeden taraf olduğu için Korinthos olacaktır. Euripides mitosu bu bölümünden itibaren ele alır.


Çift Korinthos’ta on yıl yaşar. Ülkesinden uzakta Medea’nın Iason’dan birçok çocuğu olur. Iason, Korinthos Kralı Kreon’a yakınlaşmak için ve Medea’ya da artık ihtiyacı kalmadığını düşünerekten kralın kızı Kreusa (diğer ismiyle Glauke) ile evlenmeyi planlar. Terkedilen Medea şifa gücünü bitkilerden ilaçlar yapmak yerine bu kez bir zehir için kullanır. Öç alma duygusuyla yanıp tutuşarak ölümcül zehirle hazırladığı elbiseyi kendi çocukları aracılığıyla yeni geline düğün hediyesi olarak verdirtir. Kreusa’nın bedeni zehirli elbisenin altında yanarak can verir, babası da kızına yardım ederken ölür. Çocukları ya Korinthliler tarafından ya da Euripides’in anlatısındaki gibi Medea’nın kendisi tarafından öldürülür. İhanet ve terkedilmişlik içinde Medea Iason’un hayatını mahvederek öcünü almıştır.


Medea tekrar kaçak durumuna düşer. Büyük babası Helios’un ona gönderdiği kanatlı ejderhaların çektiği büyülü bir arabayla Korinthos’u terkeder. Mitosun bundan sonraki kısmında Medea Atina Kralı Aigeus’a sığınır. Çocuksuz kralla evlenerek ona Medos isminde bir oğlan verir. Böylece hikâye başladığı yere geri döner. Kolkhis Prensesi, yıllarca süren bir yerden bir yere sürüklenmelerden sonra ülkesine yerleşir ve oğlu Medos tahta çıkarak kral olur.


Eskiçağ sanatında Medea mitosunu gösteren sahneler daha çok vazo resimlerinde ve lahit kabartmalarında karşımıza çıkar. Klasik dönem vazolarından bir Hydria üzerinde Medea karşısındaki bir erkek figürün eşliğinde altında ateş yanan üçayaklı kazan içerisindeki bir koçu gençleştirken betimlenir. Başka vazo sahnelerinde benzer akt tekrarlanır: kazanın içinden çıkan genç insan figürleri gibi. Kırmızı figürlü bir krater üzerinde ise Medea Helios’un ejderha arabasıyla kaçarken betimlenmiştir. Sahnenin altında bir köşede çocukların cesetleri başında yas tutan dadı, diğer köşede Iason yukarı doğru karısına bakarken canlandırılmıştır.


Roma sanatında Antoniuslar zamanına tarihlenen ünlü ‘Basel Lahti’ belki de Medea ikonografisinin anlatan en güzel kabartmalı eserdir. Uzun ön yüzde sahnenin sol tarafında olayın öncesi anlatılır; kenarda Iason klasik Yunan heykelleri pozunda dururken, onun önünde çocukları yeni geline zehirli elbiseyi getirirken canlandırılmıştır. Devamında gelin tahtında oturan Kreusa kendisini bekleyen ölümden habersiz görülmektedir. Sahnenin ortasında, yani merkezinde Kral Kreon başını tutarak, vücudundan alevler çıkan kızı Kreusa’ya doğru atılır. Hemen yan tarafta Medea kanatlı yılan gövdeli bir yaratığın çektiği arabaya ayağını atmış, dadının çaresiz bakışları altında bir omuzunda çocuklarından birinin ölü bedeniyle arkasına dönüp sebep olduğu dramatik olaya bakmaktadır. Benzer komposizyon kurgusunu Berlin Pergamon Museum’da bulunan ve İS 2. yy ortalarına tarihlenen başka bir mermer lahitte görmek mümkündür.


Medea mitosu sahne sanatlarından opera için 17. yüzyıldan beri malzeme oluştururken, resimde daha çok 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Fransa’da ortaya çıkan Sembolizm sanat akımında Gustav Moreau, Frederik Sandys veya John William Waterhouse gibi birçok ressama konu olmuştur. Literatürde ise 14.yy. dan günümüze kadar Medea motifini işleyen uzun bir yazar listesi karşımıza çıkar. Çağımızın Avrupa edebiyatı için eski Doğu Almanya’nın tanınmış yazarlarından Christa Wolf en iyi örneklerden birini oluştur. Wolf bu mitolojik karakteri ataerkil kuralları da sorgulayarak toplumsal kritik gözüyle işler. Burada Medea ne kardeşini ne de çocuklarını öldürür. Fakat Korinth Kralı sarayındaki bu barbar prensesin kadınlar arası dayanışmayı örgütlemesinden korkarak kente asılsız haberler yayar. Korinth halkı onu suçlayarak sürgüne gönderir. Wolf, toplumun Medea’ya yüklediği veya dayattığı rollerden sıyrılıp başka bakış açısından yeni bir hikâyeyi sorgulamayı dener.


Homeros’un ünlü destanı Odysseia’da rastladığımız teyzesi Kirke gibi büyücü olan Medea erkekleri gençleştirebilmesi yanında aynı zamanda bitkilerden ilaçlar yapabildiği için bir şifacıdır. Hem büyücü hem de bağımsız bir kadın olarak Medea, Kirke gibi isole bir adada yaşamak yerine yaşamın içerisinde olmayı seçmiştir. Âşık olur, babasına ve ülkesine ihanet eder, evlenir ve anne olur. Zayıf karakterli Iason tarafından kullanılır. İlk aşkı kocasına her işinde yardım eder. Ancak ihanete uğrar. Bütün bunların ardından ülkesinden uzakta, sığıntı ve dışlanan durumuna düştüğü Korinth’te Iason’un sırt çevirmesi Medea’ya kıskançlık, öç ve cinnet duygularını yükler. Bunlar yetmezmiş gibi, tragedyada cinnet geçiren anne rolü de eklenerek kendi çocuklarının katili olur. Acaba Euripides Medea’yı evlat katili yaparak eserinin sahnede daha sarsıcı olmasını mı istemiştir? Hem Yunan mitolojisi hem de antik yazarlar yabancı kökenli Medea’ya barbar sıfatıyla (Amazon kraliçesi Penthesileia gibi) bunca acımasızlığı bir solukta yakıştırmış olmalılar. Bununla beraber Euripides Medea’yı insani özellikleriyle ön plana çıkarak iç dünyasına psikolojik bir açıdan bakmamıza da izin verir. Çocuklarını öldürmeye karar verirken yer yer iç hesaplaşmalarına şahit oluruz.


Hayal kırıklığı içinde terkedilmiş Medea aynı zamanda vatansız (heimatlos) kalır. Onun trajik kaderinde sürgün sadece kısa süreli bir çözümdür. Iolkos’dan başlayan ve Atina’da biten kaçışlarında onu sığıntılık, dışlanmışlık ve yabancılık takip eder. Doğaüstü güçlerine rağmen (Troia’nın kâhin Prensesi Kassandra gibi) yaşamında mutluluğu garantilemek mümkün olmamıştır. Güzellik, yetenek, zenginlik ve statü (kral kızı ve tanrısal soy) Medea’ya mutluluğu sunmaya yetmemiştir.


Medea’nın mitosu içindeki birçok motif bugün kadınların yaşamına ayna tutmaktadır. Kolkhis Prensesi, erkeklerin ön planda olduğu kahramanlık çağında var olmuştur. Erkeklerin de kusurları çoktu, ancak bu onların insani yanlarının doğal parçasıydı ve kahraman olmalarına engel değildi. Ne de olsa zaman, erkeklerin kahramanlıklarının yüceltildiği bir zamandı. Her ne kadar ataerkil Yunan toplumunda kadının statüsü yanında bir ’Kadın kahraman (Heroine)’’ tanımlanması pek kullanılmasa da, Medea mitolojide az sayıdaki dişi kahramanların öyküleri içinde hemcinslerinin bağımsızlığını canlandırır.   (Bibliotech'ten alıntıdır.)



NOT: Euripides' 490/480 ve 407/6 M.Ö. arasında Atina'da yaşadı. Üç Atinalı tragediyalıların en sonuncusudur (diğer ikisi Aiskhylos ve Sofokles) ve çalışmalarının 18'i bugüne kadar gelmiştir . Medea ilk kez M.Ö. 431 yılında sahnelenmiştir.







BATUM / GÜRCİSTAN
MEDEA’NIN ELİNDE ALTINPOST İLE 
BİR BRONZ HEYKELİ 



Argonotların Kafkasya'ya altın post aramaya gitmeleri boşuna değildir. Altın postu ele geçirmek Yunan'da "iktidarı almak" demektir. Yunan'da iktidar olmanın koşulu da Doğu ile ilişkilerde rol sahibi olmaktan geçmektedir. 


Yani, Altınpost gücü, bilgiyi, ilimi temsil eder ve Sumer geleneğidir.






İYİ SEYİRLER,
SB.
























27 Aralık 2015 Pazar

Avatar filmi, Yakut destanı Olonho'nun motifleri kullanılarak çekildi










Yakutistan Kültür Bakanı Andrey Borisov, UNESCO Kültür Mirası 


Yakutistan Kültür Bakanı Andrey Borisov, UNESCO Kültür Mirası Şaheserleri Festivali katılımcılarıyla Perşembe günü yaptığı görüşmede James Cameron’un Avatar filmi düşüncesini bir Yakut destanı olan Olonho’dan aldığını açıkladı.

A.Borisov; “Daha 20 yıl önce, Yakut sinemasının geliştirilmesi gerektiği konusunda ısrarcı olup aksi halde Amerikan sinema endüstrisinin bizim derin manalı destanlarımızı kullanarak film çekeceği belirtmiştim. Şimdi görüyoruz ki Cameron’un Avatar filmi, Olonho destanı motiflerine göre çekilmiş.” dedi.

Bakan, UNESCO maddi kültür mirası şaheseri olan Olonho destanının, günümüzde gençler arasında popüler olduğunu ifade etti.

Yakutlar, Kuzeydoğu Sibirya’da bulunan Yakutistan’ın yerli Türki halkıdır. Halk masal anlatıcıların icra ettiği çok eski bir destan sanatı olan Olonho, şiirlerden oluşuyor. 2005 yılında UNESCO, Olonho’yu insanlığın sözlü ve manevi miraslarından biri ilan etti. Olonho’da olaylar; Üst, Orta ve Alt olmak üzere üç dünyada gerçekleşir. Orta dünyada; kökleri Alt Dünya’ya giden, yaprakları Orta Dünya’da yetişen, dalları ise yükseğe; göğe, tanrıların yaşadığı Üst Dünya’ya yönelen Dünya Ağacı-Aal Luuk Mas bulunur. Olonho’nun esas teması ise epik Ayıı kabilesinin yazgısı ve Orta Dünya’da mutlu ve müreffeh bir hayatın kurulması.

2012,haber linki:





Belki de bu yüzden Toruk bize yabancı gelmemişti....





AVATAR MOVIE WAS FILMED BY USING THE MOTIFS OF SAKHA/YAKUT TURKS EPIC.

One of the oldest epic arts of the Turkic peoples, the term Olonkho refers to the entire Yakut epic tradition as well as its central epic.Today, it is still incidentally performed in the Sakha Republic, situated in the far east of the Russian Federation.

The poetic tales, which vary from 10 to 15,000 verses in length, are performed by the Olonkho singer and story-teller in two parts: a sung part in verse alternates with the prosaic part composed of recitatives. In addition to possessing good acting and singing skills, the narrator must be a master of eloquence and poetic improvisation. The epic consists of numerous legends about ancient warriors, deities, spirits and animals, but also addresses contemporary events, such as the disintegration of nomadic society.

2008,video ile Unesco




Kutsal Ruhlar Ağacı - EYWA (EVA?!)



Yakut Türklerinin “ Er -Sogotoh” destanında insanın yaratılışına araç olan yalnız ağaçtan bahsedilmektedir. Bu ağaç aynı zamanda hayat ağacıdır, insana hayat vermiş onu doğurmuştur. Hayat Ağaçlarıda Er -Sogotoh destanında yer aldığı gibi tek ağaçlardır ve sanat eserlerinde yine yalnız olarak tasvir edilmektedirler.



“Dünyamız Yakutlarca, sekiz köşeli imiş,
 Bu ağaç büyük imiş, göklere çıkar imiş.
 Bu ağacın her yanı Tanrı‟dan hep süslüymüş.
 Kabukları, kütüğü, tıpkı som gümüşlüymüş.
 Ağacın gövdesinden bir usare akarmış,
 Bu kutsal suyun rengi, altın gibi parlarmış.
 Ağacın budakları, ta göklere uzanmış,
 Gören sanırmış sanki dokuz kollu şamdanmış!
 Yaprakları büyükmüş, dallarından sarkarmış,
 Yaprakların her biri,bir at derisi kadarmış,
 Ağacın tepesinde bir usare çıkarmış,
 Köpük köpük kaynayıp,sarı renkte akarmış!
 Bu ağacın yanına, hiç kimse gidemezmiş,
 Bundan içenler ise, açlık hissedemezmiş!
 Bu sudan içebilen, artık mesut olurmuş,
 Her şeye erişirmiş, Tanrı‟dan kut bulurmuş!
 İlk insanın atası, burda yaratılınca,
 Hayatı elde edip, tadını da alınca,
 Hemen ağacı görmüş, koşup altına gitmiş,
 Kanıp bu sudan içmiş, hayatı elde etmiş.”

Bahaddin Ögel















OLONHO METİNLERİNİN DERLENMESİ VE YAYIMLANMASIYLA İLGİLİ ÇALIŞMALARIN TARİHİ
The History of Studies on the Compilation and Publishing of Olonkho Texts


Saha Türklerinin sözlü edebiyatında, destan “olonho”, destancı “olonhohut”, destan anlatmak ise “olonholoo-“ terimleriyle karşılanmaktadır. E.K.Pekarskiy, “Slovar Yakutskogo Yazıka” adlı Sahaca-Rusça sözlüğünde, günümüz Saha sözlü edebiyatında terim olarak kullanılan pek çok kelimenin anlamını örnekleriyle birlikte açıklamıştır. Türkoloji için çok büyük öneme sahip bu eserde, olonho, olonhohut ve olonholoo- terimleri şu şekilde açıklanır: “Olonho (krş. Kırgızca: ölön: rubaî, şarkı, şiir): Kahramanlık destanı, bahadırların kahramanlığını anan şarkı, vezinli kahramanlık şiiri, masal, uydurma bir hikâye, tarih, efsane.” (Pekarskiy 1959: 1818). 

“Olonhohut (olonho + hut): Eski zaman hikâyelerini nakleden, hikâyeci.” (Pekarskiy 1959: 1819). “Olonholoo- (olonho + laa):Kahramanlık manzumesini, başkalarının sözlerini şarkı şeklinde ve sesi değiştirerek nakletmek, hikâye nakletmek.” (Pekarskiy 1959: 1818).

Olonho metinlerinin derlenip yayımlanması ve araştırılması tarihinde, Rus Bilimler Akademisi tarafından Sibirya bölgesine düzenlenen bilimsel araştırma gezilerinin önemli bir yeri vardır. Rus Bilimler Akademisi, bu gezileri öncelikle Sibirya’nın coğrafi özelliklerini ve madenlerini ayrıntılı olarak tespit etmek; daha sonra da bu bölgede yaşayan milletlerin tarihleri, kültürleri ve dilleri hakkında bilgi toplamak amacıyla düzenlemiştir.



Murat ERSÖZ*
*Arş. Gör. Dr., Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Bu makale Murat Ersöz, “Saha (Yakut) Türklerinin Culuruyar Nurgun Bootur Destanı”, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2009 (Basılmamış Doktora Tezi), adlı çalışmadan üretilmiştir. PDF olarak nette mevcut.




Metin Ergun
Yakut Destan Geleneği
ve Er Sogotoh



Soy Ataları Hakkında Olongho Konuları, 
Nikolay Vasilyeviç Emelyanov, 
Çev: Metin Ergun, Kömen Yayınları,







SAKHA/YAKUT TURKS=SAKA=SCYTHIAN=TURKS.