Translate

turkic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
turkic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2015 Pazar

Avatar filmi, Yakut destanı Olonho'nun motifleri kullanılarak çekildi










Yakutistan Kültür Bakanı Andrey Borisov, UNESCO Kültür Mirası 


Yakutistan Kültür Bakanı Andrey Borisov, UNESCO Kültür Mirası Şaheserleri Festivali katılımcılarıyla Perşembe günü yaptığı görüşmede James Cameron’un Avatar filmi düşüncesini bir Yakut destanı olan Olonho’dan aldığını açıkladı.

A.Borisov; “Daha 20 yıl önce, Yakut sinemasının geliştirilmesi gerektiği konusunda ısrarcı olup aksi halde Amerikan sinema endüstrisinin bizim derin manalı destanlarımızı kullanarak film çekeceği belirtmiştim. Şimdi görüyoruz ki Cameron’un Avatar filmi, Olonho destanı motiflerine göre çekilmiş.” dedi.

Bakan, UNESCO maddi kültür mirası şaheseri olan Olonho destanının, günümüzde gençler arasında popüler olduğunu ifade etti.

Yakutlar, Kuzeydoğu Sibirya’da bulunan Yakutistan’ın yerli Türki halkıdır. Halk masal anlatıcıların icra ettiği çok eski bir destan sanatı olan Olonho, şiirlerden oluşuyor. 2005 yılında UNESCO, Olonho’yu insanlığın sözlü ve manevi miraslarından biri ilan etti. Olonho’da olaylar; Üst, Orta ve Alt olmak üzere üç dünyada gerçekleşir. Orta dünyada; kökleri Alt Dünya’ya giden, yaprakları Orta Dünya’da yetişen, dalları ise yükseğe; göğe, tanrıların yaşadığı Üst Dünya’ya yönelen Dünya Ağacı-Aal Luuk Mas bulunur. Olonho’nun esas teması ise epik Ayıı kabilesinin yazgısı ve Orta Dünya’da mutlu ve müreffeh bir hayatın kurulması.

2012,haber linki:





Belki de bu yüzden Toruk bize yabancı gelmemişti....





AVATAR MOVIE WAS FILMED BY USING THE MOTIFS OF SAKHA/YAKUT TURKS EPIC.

One of the oldest epic arts of the Turkic peoples, the term Olonkho refers to the entire Yakut epic tradition as well as its central epic.Today, it is still incidentally performed in the Sakha Republic, situated in the far east of the Russian Federation.

The poetic tales, which vary from 10 to 15,000 verses in length, are performed by the Olonkho singer and story-teller in two parts: a sung part in verse alternates with the prosaic part composed of recitatives. In addition to possessing good acting and singing skills, the narrator must be a master of eloquence and poetic improvisation. The epic consists of numerous legends about ancient warriors, deities, spirits and animals, but also addresses contemporary events, such as the disintegration of nomadic society.

2008,video ile Unesco




Kutsal Ruhlar Ağacı - EYWA (EVA?!)



Yakut Türklerinin “ Er -Sogotoh” destanında insanın yaratılışına araç olan yalnız ağaçtan bahsedilmektedir. Bu ağaç aynı zamanda hayat ağacıdır, insana hayat vermiş onu doğurmuştur. Hayat Ağaçlarıda Er -Sogotoh destanında yer aldığı gibi tek ağaçlardır ve sanat eserlerinde yine yalnız olarak tasvir edilmektedirler.



“Dünyamız Yakutlarca, sekiz köşeli imiş,
 Bu ağaç büyük imiş, göklere çıkar imiş.
 Bu ağacın her yanı Tanrı‟dan hep süslüymüş.
 Kabukları, kütüğü, tıpkı som gümüşlüymüş.
 Ağacın gövdesinden bir usare akarmış,
 Bu kutsal suyun rengi, altın gibi parlarmış.
 Ağacın budakları, ta göklere uzanmış,
 Gören sanırmış sanki dokuz kollu şamdanmış!
 Yaprakları büyükmüş, dallarından sarkarmış,
 Yaprakların her biri,bir at derisi kadarmış,
 Ağacın tepesinde bir usare çıkarmış,
 Köpük köpük kaynayıp,sarı renkte akarmış!
 Bu ağacın yanına, hiç kimse gidemezmiş,
 Bundan içenler ise, açlık hissedemezmiş!
 Bu sudan içebilen, artık mesut olurmuş,
 Her şeye erişirmiş, Tanrı‟dan kut bulurmuş!
 İlk insanın atası, burda yaratılınca,
 Hayatı elde edip, tadını da alınca,
 Hemen ağacı görmüş, koşup altına gitmiş,
 Kanıp bu sudan içmiş, hayatı elde etmiş.”

Bahaddin Ögel















OLONHO METİNLERİNİN DERLENMESİ VE YAYIMLANMASIYLA İLGİLİ ÇALIŞMALARIN TARİHİ
The History of Studies on the Compilation and Publishing of Olonkho Texts


Saha Türklerinin sözlü edebiyatında, destan “olonho”, destancı “olonhohut”, destan anlatmak ise “olonholoo-“ terimleriyle karşılanmaktadır. E.K.Pekarskiy, “Slovar Yakutskogo Yazıka” adlı Sahaca-Rusça sözlüğünde, günümüz Saha sözlü edebiyatında terim olarak kullanılan pek çok kelimenin anlamını örnekleriyle birlikte açıklamıştır. Türkoloji için çok büyük öneme sahip bu eserde, olonho, olonhohut ve olonholoo- terimleri şu şekilde açıklanır: “Olonho (krş. Kırgızca: ölön: rubaî, şarkı, şiir): Kahramanlık destanı, bahadırların kahramanlığını anan şarkı, vezinli kahramanlık şiiri, masal, uydurma bir hikâye, tarih, efsane.” (Pekarskiy 1959: 1818). 

“Olonhohut (olonho + hut): Eski zaman hikâyelerini nakleden, hikâyeci.” (Pekarskiy 1959: 1819). “Olonholoo- (olonho + laa):Kahramanlık manzumesini, başkalarının sözlerini şarkı şeklinde ve sesi değiştirerek nakletmek, hikâye nakletmek.” (Pekarskiy 1959: 1818).

Olonho metinlerinin derlenip yayımlanması ve araştırılması tarihinde, Rus Bilimler Akademisi tarafından Sibirya bölgesine düzenlenen bilimsel araştırma gezilerinin önemli bir yeri vardır. Rus Bilimler Akademisi, bu gezileri öncelikle Sibirya’nın coğrafi özelliklerini ve madenlerini ayrıntılı olarak tespit etmek; daha sonra da bu bölgede yaşayan milletlerin tarihleri, kültürleri ve dilleri hakkında bilgi toplamak amacıyla düzenlemiştir.



Murat ERSÖZ*
*Arş. Gör. Dr., Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Bu makale Murat Ersöz, “Saha (Yakut) Türklerinin Culuruyar Nurgun Bootur Destanı”, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2009 (Basılmamış Doktora Tezi), adlı çalışmadan üretilmiştir. PDF olarak nette mevcut.




Metin Ergun
Yakut Destan Geleneği
ve Er Sogotoh



Soy Ataları Hakkında Olongho Konuları, 
Nikolay Vasilyeviç Emelyanov, 
Çev: Metin Ergun, Kömen Yayınları,







SAKHA/YAKUT TURKS=SAKA=SCYTHIAN=TURKS.




12 Temmuz 2014 Cumartesi

Saraybosna'ya Hoşgeldiniz "Welcome To Sarajevo"





Savaşa medya ve gazeteci açısından bir bakış. 

Bosna savaşının başladığı günlerde, yani 1992 lerde kente gelerek çeşitli TV kanalları için çekime başlayan uluslararası muhabirlerin öyküsü anlatılıyor. Ön planda iki deneyimli gazeteci, İngiliz Micheal Handerson ve Amerikalı Flynn var. Gündüzleri Sırp ateşi altındaki kentte en tehlikeli noktalara kadar ulaşarak şiddet görüntülerine aç dünya seyircisine ateş, kan ve ölüm anları saptayan, geceleri ise Holiday Inn'in barında şaşkın gözlerle tanık oldukları faciayı unutmaya çalışan gazeteciler. 

Henderson'un insancıllığı, Flynn'ın haber yaratmaya yönelik gözüpekliği, Flynn'ı eleştiren kadın gazeteci Annie'nin medyanın haber anlayışına öfkesi. Bir Amerikan yardım kuruluşunda çalışan Nina'nın bir grup Bosnalı çocuğu kurtarmak için başlattığı tehlikeli girişim. Ve tüm ingiliz soğukkanlılığı içinde. bir toplama kampındaki çocuklar arasında tanıdığı küçük Emira'ya kanı kaynayan ve onu kurtarmak için çılgın bir serüvene atılan Henderson'un çabası.


1997 ABD-İngiltere yapımı
Yönetmen: Michael Winterbottom
Oyuncular: Woody Harrelson , Marisa Tomei , Stephen Dillane , Goran Visnjic , Kerry Fox

Fragman:


FİLMDEN BİR REPLİK : 
"ONLAR MÜSLÜMAN DEĞİL!"


YANİ MÜSLÜMAN OLSA İDİ, 
KATLİAMLARINA İZİN Mİ VERECEKTİNİZ?

SONRA DA KALKMIŞ BİZE IRKÇI DİYORLAR.
"BM" VE "BATI" KENDİSİ AKLAMAYA ÇALIŞMASIN !
BU BİR SOYKIRIMDI!
"BATI" İKİYÜZLÜDÜR,
"BATI" BENCİLDİR,
"BATI" SUÇLUDUR.
  HEP OLDUĞU GİBİ....



....


MAVİ KELEBEK

Bosna ve Kosova’daki katliamlarda öldürülen sivillerin gömüldüğü toplu mezarların yeri bilinmiyordu, ki pek çoğunun halen de bilinmiyor. Söylenenlere göre toplu mezarların saklanmasında gösterilen itina pek az şeyde gösterilmiş. Mezarlar hem derin kazılmış hem de üstü kapatıldıktan sonra çevrenin doğal bitki örtüsüne uygun olarak yeşillendirilmiş. Bugüne değin bu işlerle (toplu mezar bulma) ilgilenen insanların kullandıkları yöntemler (uydu resimleri vb) bu yüzden pek işe yaramamış. 

Mevcut coğrafyanın belli bazı bölgelerinde kelebek nüfusunda ciddi bazı artışlar gözlemlenmiş.Bu bölgeleri inceleyen uzmanlar bu bölgelerdeki bitki örtüsünde de tuhaf bir zenginleşme keşfetmişler. 

Toplu mezarlara gömülen cesetler toprağa karıştıkça toprağın besleyiciliğini artırmışlar (mineral vb yönünden), ve bu da bölgede bulunan misk otu ya da yavşan otu olarak bildiğimiz bitkinin (artemisia vulgaris) coşup fışkırmasına, ve bu da yalnızca bu bitki ile beslenen mavi kelebek nüfusunun artan besin miktarına paralel olarak artmasına sebep olmuş.Bunun nasıl olduğunu anlamak için araştırma yaparlarken bu yerlerin altındaki cesetlere ulaşmışlar, araştırma derinleşmiş, ve toplu mezarlara ulaşmışlar. 

Olay basına yansıyınca yerel halk da araştırmaya katılmış ve öncelikli bölgeler belirlenip bu yolla pek çok toplu mezara ulaşılmış.



İstatistiklere göre:
Avrupa’nın göbeğinde 312 bin kişi öldü…
35 bini çocuktu…
50 bin kadına tecavüz edildi…
2 milyon kişi evini terk etti…
18 bin kişi hala kayıp…






Gözde Kılıç Yaşın





“After the war, mass graves were searched but their places could not be found. Flowers, which had not been seen before, started to blossom in the district after the massacre. Butterflies started to settle on those flowers.

When the places, on which blue butterflies settled, were dug, the mass graves came out. Whereever the butterflies settled, dead bodies came out under the ground. So, some of the mass graves were found. According to the beliefs in Srebrenica, blue butterfly shows the places of graves.”

Vecdi Altay


Belgesel:



Belgesel/Film:



Kitap:
Leyla-Alexander Cavellus
Bosnalı Leyla büyük bir kâbusu atlatmıştı: Bosnadaki toplama kampında geçirdiği iki yılı. Binlerce kadının travma geçirmesine neden olan savaşın karanlık ve baskıcı yüzünü anlatan bir kadın... Onun isyankâr öyküsü ve acıyla dolu dokunaklı kaderi... 






...


ilgili diğer film:





KENDİSİNE "MEDENİYİM" DİYEN "BATI" 
BU YÜZDEN BANA 
DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARINDAN 
BAHSEDEMEZ...!







____ Srebrenica'yı Hatırlıyoruz - 11 Temmuz 2014____







26 Haziran 2014 Perşembe

Der Medicus / The Physician / İbni Sina






MEDİCUS FİLMİNDE Ki ÇARPIK ANATOMİ;
BAŞ İLE AYAĞIN YER DEĞİŞTİRMESİ

Medicus Filmine Almanya da ilk gösterime girdiği gün gittik arkadaşla ..hep şunu söylüyordum arkadaşa filme girmeden önce "bak İbni Sinayı kesin Pers olarak gösterecekler ama meraak ettiğim Selçuklu'yu nereye koyacaklar?" Filme girdik anlatılacak o kadar saçmalık tarihi gerçegi ters yüz etme var ki..)bir kaçını sıralayabilirim...

1. Ortaçağın Kilise yobazlığıyla inleyen İngiltereden rob adında bir genç Ustasının gözlerini ameliyat eden yahudilerden bu işin esas ustasının Doğu da İbni Sina adında Dünyanın en iyi Hekimi olduğunu öğreniyor, bu da İbni Sinanın talebesi olmak için yollara düşüyor..

Haritada Persien yazmışlar  - Halbuki o devirde bırakın Persien ismini Pers Devletini Pers ismi bile yok...

2. Selçuklular ile İlk karşılaşma ;kervandan arta kalanlar bir kale içinde ki Kentin atlılarca kadın çocuk demeden katledilişini izler ve o katiller sürüsü orayı atlarıyla terkederken İngiliz yanında ki zenci arap deveciye soruyor bunlar kim diye ?

Zenci arap devecinin cevabı cok enteresan "Selçuklular;bunlar kuzeyli göçebeler"

Filimde bile olsa Kitabın yahudi yazarı bir zenci arap deveciyi bile sözkonusu Türkler olduğunda yerleşik bir medeniyet sahibi gibi göstertebiliyor demek ki...

3. İngiliz Talebe İsfahana geliyor ama ne büyük bir Alimin önergesi nede parası olmadığı için Medreseye alınmıyor birde dayak yiyip bayıltılıyor ama nasıl oluyorsa gözlerini açtığında bir anda kendini İbni Sina'nın yanında buluyor ve o günden itibaren bu Ortaçağ İngilizi Devrin en büyük Bilim Adamı , Doktoru İbni Sina'nın en iyi Talebesi oluveriyor :) birde üstüne üstlük bu İngilizin ,İbni Sinanı'nın hiç bir talebesinde ve hatta kendisinde bile olmayan Tanrı vergisi büyük bir yeteneği var ;Adam ölümü ve kimin öleceğini elini tuttuğunda net görebiliyor :)))

4. İbni Sina'yı muhteşem çıkışlarıyla Ortaçağ İngizasyon bilimsel altyapısıyla derste ve teneffüste etkileyen bizim İngiliz ,Büyük Alimin gözüne giriyor ve Büyük Alim onu Şahın huzuruna çıkarken bile yanında götürüyor...

Filimin en ilginç sahnelerinden birisi burda yaşanıyor ve Şah bu ilk gördüğü İngilize diyor ki "biraz daha erken gelseydin bir Selçuklunun gövdesinin pis başindan ayrılışına tanıklık etmiş olacaktın!" Tam bu sırada İbni Sina diyor ki "şah hazretleri bu iyi olmadı zira Selçukluların Atının eğerinden başka kaybedecekleri hiçbir şeyleri yok,oysa sizin bir medeniyetiniz var!!!"

5. Fakat o da ne Şah Hazretleri de aynen bu İngilizden İbn i Sina kadar etkileniyor...hatta ondanda fazla..İngilizi Av partilerine davet edip kendi has cariyelerini buna teklif ediyor . 

6. ee İngiliz erkeği olurda ona aşık olan kadın olmaz mı (Avrupa ve Amerikan filimlerinde sık görüldüğü gibi bu erkeğin cazibesine en güzel kadınlar dayanamıyor ve kocasını boynuzluyor.. ama bu tabiki kadının kadınlığını kocasında yaşayamama ve kocanın tam bir öküz gibi gösterilmesi ve Avrupalı erkeğin taa o zaman kadının tüm haklarını ve arzularını hissetmesi işleniyor biliçaltına seyircinin.

Oysa Kadınları Ortaçağ Avrupasında Cadı diye diri diri yakanlar kimlerdi? Selçuklular mı? ...

7. Bu ingiliz bir yandan aşk meşk işleriyle uğraşırken elbette İnsanlık adına Bilimsel araştırmalarıda ihmal etmiyordu ve Medresenin mahzeninde Ölüleri kesip iç organlarını inceliyor ve resimlerini çiziyor..ve günün birinde bunu bir yobaz yakalıyor ve seriat mahkemesine çıkarıyorlar.

Filimde İslamı savunanlar bir Barbar kana susamış bir yaratık sürüsü gibi gösteriliyor

8. Yakalanan ingiliz İbn i Sina ile beraber Ölüme mahkum ediliyor ve idam edilmek üzere zindana atılıyorlar ve zindanda İngiliz talebe Hocası İbni Sinaya Anatomi ,Fizyoloji ve Pathaloji biliminde dersler veriyor ;Hocasını talebe olarak eğitiyor... 

ve Koca İbn i Sina buna diyor ki "demek ki derste anlattığım Her Şey Yanlışmış!!!"

9. Şah bunları zindandan kurtarıyor ve bunu hazmedemeyen yobazlar uleması Selçuklularla anlaşıyor ve Kaleyi içten fethetme teklifinde bulunuyorlar...Şahın ölümcül hastalığına çarede dermanda bu İngizasyon bilimli İngiliz oluyor ve Şahı Ameliyat ediyorlar ameliyatı gerçekleştiren İngilize asistanlığı Devrin ve tüm zamanların en iyi Doktoru denilen İbn i Sina yapıyor  :))))

10. Selçuklular yobazların yardımıyla İsfahanı ele geçiriyor Ameliyatdan sağ cıkan Şah Savaş alanında tüm askerlerinin öldüğü bir yerde Atının üstünde bir Mihenk anıtı gibi ölen tek kişi olarak tarihe geçiyor İbni Sina kendini zehirliyor ve Kahraman İngiliz Rob Kalenin ardından tüm Beni İsrail Oğullarını Bir Musa Peygamber gibi kurtarıyor ....



Bu filimde ve Romanda resmen Tarihe yalan söyletmeye kalkmışlar..resmen Bir Gövde de başlar ile ayakları yer değiştirtmişler Başı Ayak diye gösterip gerçek Ayağı ise Baş diye pazarlamışlar tabii yerseniz...yememek içinse 
Tarihinizi iyi öğrenmeniz ve bilmeniz şart...




Hakikatlar ise ;

1. O devirde Pers diye bir şey yoktur
2. İbni Sina Türktür (İbni farsca oğlu demektir Sinanoğlu'dur manası ve Sin Sine Sina Sena Sinan Sinem Senem Zena Asena isimlerinde olduğu gibi bu bir öz be öz türkçe isimdir)

3.İbn i Sina hiç bir dönem bir Fars şahına hizmet etmemiştir hayatı hep Türk Devletlerine hizmetle geçmiştir yalnız bir kere bir Arap beyliğinde bir Arap Şeyhinin özel Doktoru olmustur ve sonra orada zindana atılmıştır ama İbn i Sina(Sinanoğlu) zindandan kaçmayı başarmıştır...

4. İbn i Sina öteden beri Türk diyarı olan BUHARA Doğumludur ,mezarı İranın Hamadan şehrindedir ve bugün bie Hamadanlılar hala Türktür,Babası Mevlanayla aynı memleketten Belh'ten dir...

5. Barbar ve "Atının eğerlerinden başka kaybedecekleri hiçbirşey olmayan bir zavallı göçebe diye gösterilen Selçuklular ise Dünyanın en gelişmiş İmp.luklarından birini kuran ve bugünkü Avrupa'daki bir sürü zavallı insanların bile gelip iş bulduğu çalışıp karnına doyurabildikleri Hazar İmparatorluğunun devamıdır...

Büyük Selçuklu İmp.luğunun temelini atan Selçuk bey filimde itiraf edildiği gibi Kuzey den gelmiştir..(Kuzey neresidir peki? Hazarlardır) ve Hazar İmp.luğunda bir üst yöneticidir Selçuk bey ve bir anlaşmazlık sonucu kardeşleri ve bir büyük boy ile güneye İran coğrafyasına göçüp Büyük Selçuklu İmp.luğunu kurmuşlardır.

6.  Selçuklu zamanı muhteşem el sanatları resimleri...minyatürleri çini sanatını ... Hangi göçebe bir Halk bunu yapabilir..? 
Göçebe olan Millet sadece karnını doyurmak ve başka milletlere yem olmamak için hayatta kalma mücadelesi verir

7. Selçuklulara barbar kültürsüz göçebe yapıştırması yapan İngilizler o dönem Kadınlarını Cadı diye ve en ufak bir yeniliği şeytanla ortak iş diye İngizasyon mahkemelerinde yargılayıp diri diri yakıyorlardı...bunların yaptığı tam halk deyimiyle "yavuz hırsız ev sahibini bastırır"mantığı...köklerinin derin olmadığını ve tarihlerinin karanlık olduklarını bildiklerinden aşağılık kompleksleriyle kıvranıp sömürüden elde ettikleri parayla uyduruk romanlar yazıp büyük bütçeli filimler çekip İNSANLIK TARİHİNİN GÖVDESİNDE BAŞLA AYAĞIN YERİNİ DEĞİŞTİRMEKTİR...


TCan/Almanya


....


Der Medicus / The Physician (Hekim) 
(Güya) İbni Sina'yı (*) anlatan bir film.

Film 1.000 yıl öncesinin İngilteresinde başlıyor. Bir İngiliz genci annesinin ölümüne engel olamadığı için zamanın en ünlü doktoru olarak adını duyduğu İbni Sinayı bulup öğrencisi olmak için, İngiltereden, (bugün İran'da kalan) İsfahan'a gitmek üzere yola çıkıyor.

Filmde geçen bazı olaylar ve çarpıtmalar:
- Selçukluları kırk haramiler gibi, haydut çetesi, yol kesen, katil sürüsü, sürekli kötülük saçan ve kara kuru, tipleri bozuk adamlar olarak gösteriyor.

- Bu İngiliz, güya İbni Sinadan birşeyler öğrenecek, ama O daha kabiliyetli çıkıp bir ameliyat bile yapıyor ve ameliyatta koca İbni Sina, bu İngiliz p.çine asistanlık yapıyor. Evet aynen öyle...

- Filmde İbni Sinanın öğrencisi olmak için yahudi veya müslüman olmak gerektiği belirtildiğinden, hrıstiyanlığını gizleyip, kendisini yahudi gibi gösteriyor. Kuvvetli bir yahudi ve hrıstiyan propagandası var.

- Yahudilerin bir kadına zinadan dolayı recm cezası vermeleri olayı var. (Bu recm cezası, yahudi inanışında olup, islamiyette yoktur.) Filmdeki ender doğru bilgilerden biriydi herhalde...


- Filmi izleyecekseniz; 

- Selçukluların adı anılarak, derinden verilen Türk düşmanlığı mesajlarını ve

- "İbni Sinaya bile bazı şeyleri, biz hrıstiyan İngilizler öğrettik kardeşim" mesajlarını görmenizde fayda var...

...

(*) Batılılar İbni Sinayı Avicenna olarak tanır. Tarih boyunca bir Türk kenti olan Buharada doğmuş, bir Türk bilim adamıdır.

Hekim olarak bilinmesine rağmen, Matematikten felsefeye, Uzaybilimden, mantığa kadar bir çok çalışması vardır.)

Mesela şu canlandırmalara bakın.





F.Akkuş / Türkiye


....







İBNİ SİNA’NIN (AVICENNA) 
TÜRK VE DÜNYA EĞİTİM TARİHİNDEKİ YERİ
Prof. Dr. Yahya AKYÜZ


Büyük Türk filozofu, ahlâkçısı ve hekimi İbni Sina (980-1037) gerek Türk gerek dünya düşünce, tıp ve eğitim tarihinde çok önemli bir yer tutar. Fakat o Türkiye’de pek az tanındığı gibi, eğitim görüşleri üzerinde ise hiç durulmamaktadır. örneğin, iki ciltlik Pedagoji Tarihi adlı kitabında H. Fikret Kanad ona hiç yer vermez... Oysa onun, tıp alanında olduğu kadar eğitime ilişkin bazı görüşleriyle de Batıyı etkilediği ve asırlar sonra “yeni eğitim” akımını başlatan ve geliştiren eğitimcilere ilham verdiği düşünülebilir.

Bu görüş ilk kez tarafımızdan ve bu yazımızda bir varsayım olarak ileri sürülmektedir ve geçerliliği gerek bu yazımızda, gerek daha sonraki çalışmalarımızda araştırılacaktır. Fakat şu soruyu şimdiden ortaya atmamız da çok anlam taşımaktadır: îbni Sina, ölümünden yüz yıl geçince Avrupa’da eserlerinin Latince çevirileri ile tanınmakta ve üniversitelerde okunmaktadır. Bu 500 yıl kadar sürecektir. 

J.J. Rousseau başta olmak üzere “yeni eğitim” çilerin onu okudukları, ondan yararlandıkları düşünülemez mi? Üstelik Rousseau, Orta Çağda Müslümanların eski Yunan bilimini o zaman “karanlıklar içindeki” Avrupa’ya aktarma gibi bir rol oynadıklarını söyler (İlimler ve Sanatlar Hakkmda Nutuk). Bu da onun Orta Çağdaki Müslüman bilim adamlarını ve onlardan biri olan Ibni Sina’yı okumuş, incelemiş olabileceğini akla getiriyor.

Îbni Sina çocukken oyunu çok severmiş. Birgün yine oynarken bir ihtiyar, “— Sen çok akıllısın, ileride bir âlim olacaksın, sana oyun yaraşır mı? Derslerine çalış.” der. Küçük îbni Sina şu cevabı verir: “— Her yaşın belli bir.hali vardır. Çocukluğun yakışığı da oyundur. Her yaşın hakkı verilmelidir.”

Küçük İbni Sina'nın bu cevabı, bugün pedagoji ve psikolojinin ulaştığı gerçeklerden birinin ifadesidir.

İbni Sina daha gençlik yıllarında döneminin felsefe, tıp tabiiyat, teoloji, matematik, v.s. alanındaki tüm bilgilerini öğrenmiş ve kendisine Aristo ve Farabi’den sonra gelen üçüncü öğretmen, Üstad anlamında muallim-i salis denmiştir.

İbni Sina’nın Türk ve dünya eğitim tarihinde önemli, bir yer tutması başlıca şu nedenlerden ileri gelmektedir:

1. Tıp bilimine katkıları ve tıp öğretiminin konularını tespit etmesi nedeniyle,
2. Ahlâk ve fazilet eğitimine ilişkin görüşleri nedeniyle, 
3. Hükümdarın siyasal eğitimine ilişkin görüşleri nedeniyle,
4. Bilime verdiği büyük önem nedeniyle, 
5. Beden eğitimi konusundaki görüşleri nedeniyle, 
6. Çocuğun bakımı, sağlığı, eğitim ve öğretimi ile ilgili görüşleri nedeniyle.

Tamamı pdf: 



***



İbn Sina'nın Mineroloji /Kimya Çalışmaları

Erken tarihlerden itibaren varlık problemi içinde doğanın oluşumu, varlığın öğeleri, maddenin ne olduğu ve canlı ve cansız maddenin ne yönlerden farklı oluğu gibi konular felsefenin ve bilimin konusu olarak ele alınmıştır.

Nitekim meşhur filozof-bilim adamı Aristo yazdığı bazı eserlerde bu konular üzerinde durmuştur. Onun Meteorologica adlı eserinde, Mineroloji adlı bir eser kaleme alarak doğadaki oluşum ve minerallerin kökenini açıklayacağını kaydettiği iddia edilmiş ve buna bağlı olarak da Mineroloji adlı İbn Sina'nın kaleme aldığı eserin Aristo'ya ait olması gerektiği iddia edilmiştir. Ancak, makalede verilecek ayrıntılı bilgiden de anlaşılacağı gibi, bu kitap İbn Sina'ya aittir. Bunun en açık delili İbn Sina'nın Şifa adlı eserinin bir kısmının bu konuya ayrıldığı ve verilen açıklamaların Mineroloji'dekilere benzerlik gösterdiğidir.


1. Meteorlar ve yeryüzü şekillerinin oluşumu
2. Minerallerin meydana gelişi

İbn Sina bu açıklamalarında özellikle, elementlerin kendine ait özellikleri olduğu ve onların bazıları kullanılanılarak diğerlerinin elde edilemeyeceğidir (transformasyon teorisi).


Mineroloji: link

Kimya: link


Ay'da İbn-i Sina (Persmişşşş!)


El-Kanun fi't-Tıb (Canon of Medicine ) 


İngilizce fragman:The Physician 


DER MEDICUS Kritik inkl. Filmszene Trailer Deutsch







İBNİ SİNA TÜRKTÜR
Meteorologica adlı kitap İbn Sina'ya aittir

TÜRKLER BARBAR DEĞİLDİR
SELÇUKLU BİR İMPARATORLUKTU
BATI, KÖTÜLEME ve SAHİPLENME
HUYUNDAN VAZGEÇMELİ !



İBNİ SİNA - DUŞANBE / TACİKİSTAN